Bazı meslekler vardır, yalnızca bir iş olarak görürsünüz. Bazıları ise zamanla hayatınızın bir parçası olur. Benim için gazetecilik tam da böyle bir yolculuk oldu.

Üniversite hayatıma Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde başladım. Devletin işleyişini, kamu kurumlarını ve vatandaşla devlet arasındaki ilişkiyi öğrenirken aslında en başından beri istediğim şey çok basitti: İnsanların hayatlarına dokunabilmek.

Birilerinin derdine çare olabilmek, belki bir sorunun çözülmesine vesile olmak, sesi duyulmayan insanların sesini duyurmak...

Sonra bütün bunları yapabileceğim, üstelik düşüncelerimi özgürce ifade edebileceğim başka bir alanın daha olduğunu fark ettim: Gazetecilik.

Ve çift anadal yapmaya karar verdim.

Bir taraftan kamu yönetimi okuyarak kurumların nasıl işlediğini öğrenirken diğer taraftan gazetecilik sayesinde o kurumların vatandaşla kurduğu ilişkiyi sahada gözlemleme fırsatı buldum.

Derslerde öğrendiklerimin karşılığını bazen bir mahallede, bazen bir muhtarın anlattıklarında, bazen de mikrofon uzattığım bir vatandaşın gözlerinde gördüm.

Ve dürüst olayım...

Ben gazeteciliği daha çok sevdim.

Çünkü insanlarla iletişim halinde olmak, onları dinlemek, anlamak ve anlatmak benim için çok kıymetliydi. Elbette kamu yönetimi alanında da insanlara dokunabileceğim pek çok meslek vardı. Ancak gazeteciliğin sunduğu sorgulama, araştırma ve düşüncelerimi özgürce ifade edebilme imkânı beni daha çok cezbetti.

Gazeteciliğe adım atmama vesile olan Yücel Alpay Demir'e buradan özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Mesleğe ilk olarak Çetin Gürol'un yanında başladım. Çetin abiden, Uğur abladan çok şey öğrendim. Hâlâ da öğreniyorum.

Gazeteciliği çok uzun zamandır yaptığımı söyleyemem. Hatta bugün kendime gazeteci dediğimde kızacak olanlar bile vardır belki.

Çetin abinin söylediği gibi, ben henüz bir çekirgeyim.

Ve bundan hiç rahatsız değilim.

Çünkü bu meslekte insanın kendisini geliştirmesinin, yeni şeyler öğrenmesinin bir sonu olmadığını düşünüyorum.

Ben muhabirliği çok seviyorum.

Mahalle mahalle gezmeyi, belki de pek çok kişinin unuttuğu köylere gitmeyi, yıllardır aynı sorunla yaşayan insanların kapısını çalmayı...

Bir köye gittiğimde, eskimiş mahalle fırınının önünde beni bekleyen teyzelerin, "Kızım, burayı da haber yap da bize yeni fırınlar yapsınlar" demesini mesela...

İşte beni en çok mutlu eden şeylerden biri bu.

Çünkü o teyze için ben yalnızca elinde mikrofon tutan bir muhabir değilim. Belki de yıllardır dile getirdiği ama kimseye duyuramadığı bir sorunu anlatabileceği kişiyim.

Bir haberin ardından bir mahallede sorun çözülüyorsa, bir insanın hayatında küçücük de olsa bir şey değişiyorsa benim için o haberin değeri bambaşka.

Gazeteciliğin sevdiğim bir başka tarafı da siyasetin görünenin ardında kalan yönlerini araştırmak.

Bir siyasetçinin kurduğu cümlede aslında ne anlatmak istediğini anlamaya çalışmak, söylenen sözlerin arka planını sorgulamak, kamuoyuna farklı bakış açıları sunabilmek...

Herkesin aynı yöne baktığı bir programda başka bir ayrıntıyı yakalamak. Herkesin çektiği fotoğrafı değil, kimsenin çekmediği fotoğrafı çekmek.

Görülmeyeni görmek, söylenmeyeni anlamak, yazılmayanı yazmak...

Bence gazeteciliğin en heyecan verici taraflarından biri de bu.

Üstelik gazetecilik mesai saatlerine sığan bir meslek değil. Gece yatağa yattığınızda bile ertesi gün yapacağınız haberi düşünüyorsunuz. Yolda yürürken gördüğünüz bir ayrıntı, duyduğunuz bir cümle sizi yeni bir haberin peşine düşürebiliyor.

Kısacası gazetecilik, günün 24 saati sizinle yaşayan bir meslek.

ŞİMDİ YENİ BİR SORUMLULUK ZAMANI

Bugüne kadar Kocaeli TV'de muhabir olarak görev yaptım. Sokakta, mahallede, köyde, belediye meclislerinde, siyasi programlarda, kısacası haberin olduğu her yerde bulunmaya çalıştım.

Şimdi ise benim için yepyeni bir dönem başlıyor.

Artık Kocaeli TV'nin Yazı İşleri Müdürüyüm.

Bunu yazarken hem heyecanlıyım hem de omuzlarıma yüklenen sorumluluğun farkındayım.

Biliyorum, bu görevi üstlenmemi eleştirenler olacaktır.

"Bu yaşta yazı işleri müdürü mü olunur?"

"Daha kaç yıllık gazeteci?"

"Bu toy da yazı işleri müdürlüğünden ne anlar?"

Belki bunları söyleyenler de çıkacak.

Hepsine eyvallahım var.

Çünkü her şeyi bildiğimi iddia etmiyorum. Zaten böyle bir iddiam olursa öğrenmeyi bırakmış olurum.

Ama çalışmaktan, araştırmaktan, sormaktan, hata yaptığımda kabul etmekten ve daha iyisini yapmaya gayret etmekten vazgeçmeyeceğim.

Genç olmak tecrübesizliği de beraberinde getirebilir. Ancak öğrenmeye açık olmak, sorumluluk almaktan kaçmamak ve çok çalışmak da gençliğin sunduğu imkânlardan.

Bu yaşımda bana güvenerek böylesine önemli bir görevi emanet eden Turgay Tüysüz'e ve bana inanan Tuncay Arıcan'a gönülden teşekkür ediyorum.

Bu güvenin karşılığını sözlerle değil, yaptığım işle vermek istiyorum.

BENİM DAHA GİDECEK ÇOK KÖYÜM VAR

Şimdi birileri yazı işleri müdürü oldum diye masa başına geçip sokaktan uzaklaşacağımı düşünmesin.

Çünkü benim daha gidecek çok köyüm, mikrofon uzatmadığım çok muhtar, kapısını çalmadığım çok vatandaş var.

Ben doğup büyüdüğüm İzmit'i, Kocaeli'yi daha yakından tanımak istiyorum.

Öyle ki bir gün bu şehrin bilmediğim ara sokağı, tanımadığım büyüğü kalmasın istiyorum.

Elbette bunun mümkün olmadığını biliyorum. Biraz da lafın gelişi söylüyorum.

Ama niyetim bu.

Bu şehri ilmek ilmek tanımak. İnsanlarını, mahallelerini, köylerini, hikâyelerini ve dertlerini öğrenmek.

Çünkü insanın doğup büyüdüğü şehirde gazetecilik yapmasının ayrı bir sorumluluğu olduğuna inanıyorum.

Bir haberi yazıp geçemiyorsunuz bazen. O haberde anlattığınız insanla ertesi gün aynı sokakta karşılaşabiliyorsunuz. Bu da size yazdığınız her cümlenin bir insanın hayatına dokunabileceğini hatırlatıyor.

Bugün yeni bir unvanım var. Ama ben yine aynı insanım.

Bir haberin peşinden koşarken heyecanlanan, bir vatandaşın derdini dinlediğinde çözüm bulunmasını isteyen, işini severek yapan o muhabirim.

Yazı işleri müdürlüğünü bir makamdan çok, daha fazla sorumluluk alacağım yeni bir dönem olarak görüyorum.

Çünkü benim için gazetecilikte asıl mesele hangi koltukta oturduğunuz değil, o koltuktan kalkıp kimin sesini duyurabildiğiniz.

Elbette eksiklerim olacak. Yanlışlarım, eleştirileceğim, belki çok zorlanacağım günler de gelecek. Ama eleştiriden kaçmak yerine dinlemeyi, bilmediğim yerde sormayı tercih edeceğim.

Çetin abinin dediği gibi, ben daha bir çekirgeyim.

Belki bugün biraz daha büyük bir sorumluluk taşıyan bir çekirge...

Ama hâlâ sokakları seven, insanların hikâyelerini merak eden, mesleğine ilk günkü heyecanıyla sarılan bir çekirge.

Ve öyle de kalmak istiyorum.

Evet, buradan herkese ilan ediyorum.

Artık Kocaeli TV'nin Yazı İşleri Müdürüyüm.

Bir derdi olan, anlatacak hikâyesi bulunan, mahallesindeki sorunu duyurmak isteyen, eleştirisi ya da önerisi olan herkese kapım açık.

Siyasi görüşü, düşüncesi, yaşı, görevi ne olursa olsun...

Çünkü gazetecilik benim için birilerinin değil, herkesin sesini duyabilmek demek.

Unvanlar değişebilir, görevler değişebilir, oturduğumuz masalar değişebilir. Ama insanın neden bu yola çıktığını unutmaması gerekiyor.

Ben neden başladığımı unutmadım.

Doğup büyüdüğüm bu şehre faydalı olabilmek, insanların hayatına küçücük de olsa bir katkı sunabilmek için...

Önümde yazılacak çok haber, dinlenecek çok hikâye, yürünecek çok yol var.

Ve ben bütün bunlar için hâlâ ilk günkü kadar heyecanlıyım.

Son bir şey...

Kapım herkese açık, çayım herkese hazırdır.

Yolunuz Kocaeli TV'ye düşerse beklerim.

Çünkü ben en çok insanları dinlemeyi seviyorum.