Kıymetli okuyucularım,
Bugün sizlere Anadolu’nun kırsalında, tarla kenarlarında, yamaçlarda ve çalılık alanlarda karşımıza çıkan; dikenlerinden dolayı çoğu zaman yanından dikkatlice geçtiğimiz, fakat geleneksel bitki kültürümüzde kendisine yer edinmiş bir bitkiden söz etmek istiyorum: Kara çaltı.
Bilimsel adı Paliurus spina-christi Mill. olan kara çaltı, Rhamnaceae yani cehrigiller familyasına mensup, dikenli bir çalı veya küçük ağaçtır. Anadolu’nun farklı yörelerinde karaçalı, çaltı, çaltı dikeni ve benzeri isimlerle de anılabilir.
Kara çaltının dalları dikenlidir. Küçük sarımsı-yeşil çiçekler açar. Ancak onu diğer birçok çalıdan ayıran en dikkat çekici özelliği meyvesidir. Meyvesinin çevresinde adeta küçük bir şapkayı veya diski andıran kanatlı bir yapı bulunur. Sonbahara doğru rengi yeşilden sarı-kahverengiye döner.
İşte o küçücük meyvenin içerisinde bitkinin kimyasal dünyasını oluşturan çok sayıda madde saklıdır.
KARA ÇALTININ İÇİNDEKİ İLAÇ ETKİN MADDELERİ
Kıymetli okuyucularım, bir bitkiyi yalnızca “şuna iyi gelir, buna iyi gelir” diyerek anlatmayı doğru bulmuyorum. Önce o bitkinin içerisinde ne olduğuna bakmak gerekir.
Kara çaltı üzerinde yapılan fitokimyasal çalışmalarda flavonoidler, fenolik bileşikler, tanenler ve triterpen yapılı maddeler belirlenmiştir.
Bunların içerisinde özellikle;
rutin, kateşin, hesperidin, izokuersetin, kaempferol türevleri, epigallokateşin ve gallokateşin gibi flavonoid ve polifenol yapılı bileşikler dikkat çekmektedir.
Ayrıca betulin, betulinik asit ve lupeol gibi triterpen yapılı maddeler de kara çaltının kimyasal zenginliğinin önemli parçalarıdır.
Tohum üzerinde yapılan daha yeni araştırmalarda ise kinik asit, gallik asit, protokateşik asit ve tannik asit gibi fenolik bileşikler tespit edilmiştir.
Bunların her biri tek başına “ilaç” değildir. Ancak bitkinin biyolojik özelliklerinin araştırılmasının temel sebeplerinden biri bu zengin fitokimyasal yapıdır.
KARA ÇALTININ MEYVESİ
Kara çaltının geleneksel kullanımında en fazla dikkat çeken kısımlarından biri meyvesidir.
Halk arasında kurutulmuş meyvelerinden hazırlanan çayların özellikle idrar söktürücü amaçla kullanıldığına dair kayıtlar bulunmaktadır. Buradan hareketle kara çaltı, Anadolu’da böbrek ve idrar yollarıyla ilişkilendirilen bitkiler arasında da anılmıştır.
Özellikle halk arasında böbrek kumu ve taşının düşürülmesine yardımcı olduğu söylenir.
Ancak burada çok önemli bir ayrıntının altını çizmek istiyorum:
Bir bitkinin idrar miktarını artırabilecek özellik göstermesi, onun böbrek taşını eritip yok ettiği anlamına gelmez. Böbrek taşının çeşidi, büyüklüğü ve bulunduğu yer önemlidir. Büyük veya idrar yolunu tıkayan bir taşı bitkiyle düşürmeye çalışmak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Dolayısıyla kara çaltının böbrek taşı ve kumundaki yeri, öncelikle geleneksel kullanım bilgisi olarak değerlendirilmelidir.
ANTİOKSİDAN YÖNÜ
Kara çaltının üzerinde durulması gereken özelliklerinden biri de antioksidan kapasitesidir.
Bitkide bulunan flavonoidler ve fenolik bileşikler laboratuvar araştırmalarında antioksidan aktiviteleri bakımından incelenmektedir.
Vücudumuzda normal metabolizma sırasında serbest radikaller oluşur. Bunların aşırı miktarda birikmesi hücrelerde oksidatif stres dediğimiz tabloya katkıda bulunabilir.
Bitkilerde bulunan polifenoller de işte bu nedenle bilim dünyasının üzerinde en fazla çalıştığı doğal bileşik grupları arasındadır.
Kara çaltının özellikle flavonoid ve fenolik madde zenginliği bu açıdan önem taşımaktadır.
İLTİHAPLANMA ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR
Kara çaltının geleneksel kullanım alanlarından biri de iltihabi durumlarla ilgilidir.
Bitkinin içerdiği lupeol, betulinik asit ve çeşitli flavonoidler nedeniyle anti-inflamatuvar özellikleri araştırılmaktadır.
Ancak burada da laboratuvar araştırmalarından elde edilen sonuçları doğrudan insanlarda hastalık tedavisi olarak değerlendirmemek gerekir.
Bitki bize bir araştırma kapısı açabilir; o kapının arkasında gerçek bir tedavinin bulunup bulunmadığını ise klinik çalışmalar gösterir.
KAN ŞEKERİ VE KOLESTEROL KONUSU
Kara çaltı hakkında yapılan araştırmalarda metabolik etkileri de dikkat çekmektedir.
Bitkinin bazı ekstreleri üzerinde kan şekeri, kolesterol ve ürik asit metabolizmasıyla ilişkili olabilecek etkiler araştırılmıştır.
Fakat mevcut bilgiler kara çaltının diyabet veya yüksek kolesterol tedavisinin yerine kullanılmasını destekleyecek düzeyde değildir.
Özellikle şeker hastalığı nedeniyle ilaç kullanan kişilerin bitkileri gelişigüzel kullanmaması gerekir. Çünkü bitkinin olası etkisi kullanılan ilaçlarla birleştiğinde kan şekerinde istenmeyen değişikliklere yol açabilir.
KARA ÇALTI TOHUMUNDA NELER VAR?
Kara çaltının yalnızca meyvesi ve yaprağı değil, tohumu ve tohum yağı da oldukça ilginçtir.
Türkiye’de farklı bölgelerden toplanan kara çaltı örnekleri üzerinde yapılan araştırmalarda tohum yağında başlıca oleik asit ve linoleik asit bulunmuştur.
Ayrıca yağında;
beta-sitosterol, stigmasterol, kampesterol ve alfa-tokoferol gibi bileşenler de belirlenmiştir.
Beta-sitosterol bir bitkisel steroldür. Alfa-tokoferol ise E vitamini ailesinin önemli üyelerinden biridir.
Bu nedenle kara çaltının tohumu gelecekte üzerinde daha fazla çalışılması gereken kısımlarından biridir.
Fakat önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekir: Tohumların kimyasal analizlerinde hidrojen siyanürle ilişkili güvenlik konusu da araştırılmıştır. Bu nedenle tohumu veya tohumdan hazırlanmış ürünleri gelişigüzel ve yüksek miktarlarda tüketmek doğru değildir.
Doğal olan her şey sınırsız kullanılabilir demek değildir.
KARA ÇALTI VE MİNERALLER
Kara çaltının tohumları üzerinde yapılan analizlerde fosfor, potasyum, kalsiyum ve kükürt gibi minerallerin yanı sıra farklı iz elementlerin de bulunduğu gösterilmiştir.
Fakat bir bitkinin içerisinde mineral bulunması, onu tek başına mineral eksikliği tedavisinde kullanabileceğimiz anlamına gelmez.
Ben her zaman şunu söylüyorum:
Bitkinin içerisinde ne olduğunu bilmek başka, o maddenin insan vücudunda hangi dozda ve ne kadarının kullanılabildiğini bilmek başkadır.
Fitoterapinin en önemli taraflarından biri de budur.
MEYVESİ, YAPRAĞI VE KABUĞU AYNI DEĞİLDİR
Kara çaltının meyvesi, yaprağı, kabuğu ve tohumu aynı kimyasal içeriğe sahip değildir.
Bu nedenle “kara çaltı faydalıdır” diyerek bitkinin her bölümünü aynı şekilde kullanmak doğru değildir.
Bitkinin kullanılan kısmı, toplandığı dönem, yetiştiği toprak, kurutma şekli ve hazırlanma yöntemi içerisindeki etkin maddelerin miktarını değiştirebilir.
Hatta Türkiye’nin farklı bölgelerinden toplanan kara çaltı örneklerinde bile bazı bileşenlerin miktarlarının değişebildiği görülmüştür.
İşte tıbbi ve aromatik bitkiler dünyasının güzelliği kadar zorluğu da burada başlar.
Aynı bitki, aynı isim; fakat toprağı değiştiğinde içindeki kimyasal denge de değişebilir.
HALK HEKİMLİĞİNDEKİ YERİ
Kara çaltı Anadolu ve çevre coğrafyalarda uzun yıllardır tanınan bitkilerden biridir.
Geleneksel kullanım kayıtlarında kara çaltının farklı kısımlarının idrar söktürücü, destekleyici-tonik, iltihabi durumlar, romatizmal yakınmalar ve yara bakımı gibi çeşitli amaçlarla kullanıldığı görülmektedir.
Fakat kıymetli okuyucularım, burada geleneksel bilgiyle bilimsel olarak kanıtlanmış tedaviyi birbirinden ayırmak zorundayız.
Atalarımızın bitkilerle oluşturduğu bilgi birikimi çok değerlidir. Bilim ise bu bilgilerin hangisinin gerçekten etkili olduğunu, hangi dozlarda kullanılabileceğini ve hangi durumlarda zararlı olabileceğini araştırır.
İkisini birbirine düşman etmek yerine birbirini tamamlayan iki ayrı bilgi basamağı olarak görmek gerekir.
KARA ÇALTI ÇAYI KONUSUNDA DİKKAT
Halk arasında kara çaltının kurutulmuş meyvelerinden çeşitli demlemeler hazırlanabilmektedir.
Ancak bu bitki için herkesin kullanabileceği, hastalık tedavisine yönelik standart ve klinik olarak doğrulanmış bir çay dozu belirlenmiş değildir.
Bu nedenle “şu kadar meyveyi şu kadar kaynatın, günde şu kadar için” şeklinde herkese aynı tarifi vermeyi doğru bulmuyorum.
Özellikle böbrek hastalığı bulunanlar, hamile ve emzirenler, çocuklar, düzenli ilaç kullananlar, diyabet veya tansiyon tedavisi görenler mutlaka uzman görüşü almalıdır.
Böbrek taşı olan kişilerde ise taşın büyüklüğü ve yeri bilinmeden hiçbir bitkiye güvenerek tedavinin geciktirilmemesi gerekir.
DİKENİNE BAKIP GEÇMEYİN
Kıymetli okuyucularım,
Doğada bazen en gösterişli çiçeklerin peşinden gideriz. Oysa kimi zaman yol kenarında duran, dikenlerinden dolayı yaklaşmak istemediğimiz bir çalının içerisinde bile çok zengin bir kimya saklanabilir.
Kara çaltı bana göre bunun güzel örneklerinden biridir.
Bir tarafında dikenleri vardır, diğer tarafında flavonoidleri…
Bir tarafında sert ve gösterişsiz dalları vardır, diğer tarafında rutin, kateşin, betulinik asit, lupeol ve daha nice doğal bileşik…
Belki de doğayı anlamanın en güzel tarafı budur:
Bitkinin dış görünüşüne değil, içerisinde taşıdığı dünyaya bakabilmek.
Kıymetli okuyucularım, kara çaltı geleneksel bitki kültürümüzde yeri bulunan ve içindeki ilaç etkin maddeleri bakımından bilim dünyasının da ilgisini çeken değerli bir bitkidir. Ancak hiçbir bitkiyi yalnızca “doğaldır” düşüncesiyle gelişigüzel kullanmayalım.
Özellikle böbrek taşı, diyabet, tansiyon veya kronik bir hastalık söz konusuysa bitkiyi tedavinin yerine koymayalım.
Bitkileri uzmanlara sormadan kullanmayalım lütfen.
Çünkü doğada şifa da vardır, güçlü kimya da vardır. Önemli olan, o gücü doğru bilgiyle kullanabilmektir.