Kıymetli okuyucularım,
Doğa bazen bir bitkiye yalnızca besleyici veya geleneksel kullanım değeri kazandırmaz; ona bir renk, bir kültür ve asırlar boyunca yaşayacak bir hikâye de verir. Bugün sizlere geçmişte özellikle mavi boya elde edilmesiyle ün kazanmış, fakat içeriğindeki maddeler bakımından da dikkat çekici bir bitki olan çivit otundan söz etmek istiyorum.
Çivit otu denildiğinde ülkemizde farklı bitkilere aynı adın verilebildiğini özellikle belirtmek gerekir. Bu yazıda sözünü ettiğim bitki, bilimsel adı Isatis tinctoria L. olan ve Turpgiller yani Brassicaceae ailesinde yer alan çivit otudur. İngilizcede “woad” adıyla bilinir.
Çivit otu, sarı renkli küçük çiçekleri ve gösterişsiz görünüşüyle ilk bakışta insanı şaşırtmayabilir. Fakat yapraklarının içerisinde öyle maddeler vardır ki insanoğlu bunlardan yüzyıllar boyunca meşhur çivit mavisini elde etmiştir. Kumaşların, ipliklerin ve çeşitli eşyaların boyanmasında kullanılan bu mavi renk, bir dönem son derece kıymetliydi.
Çivit otunun içindeki ilaç etkin maddeleri
Çivit otunu asıl ilginç kılan, bünyesinde birbirinden farklı kimyasal bileşikler taşımasıdır. Bitkinin yaprak ve köklerinde miktarları bitkinin yetişme şartlarına ve kullanılan kısmına göre değişmekle birlikte indigo öncüleri, indirubin, indol türevleri, flavonoidler, fenolik bileşikler, glukozinolatlar ve çeşitli organik bileşikler bulunmaktadır.
Özellikle indikan ve isatan B gibi maddeler, bitkiden mavi rengin meydana gelmesinde önem taşır. Yaprak toplandığında doğrudan bildiğimiz koyu mavi renkte değildir. Bitkinin içindeki öncü maddeler parçalanır, ardından oksijenle gerçekleşen kimyasal dönüşümler sonucunda indigo meydana gelir. Yani o meşhur mavi renk, adeta yaprağın içerisinde gizlenmiş olarak beklemektedir.
Bir başka dikkat çekici bileşik ise indirubindir. İndirubin, modern bilim dünyasında hücresel mekanizmalar üzerindeki etkileri nedeniyle araştırılan indol türevlerinden biridir. Ancak laboratuvar araştırmalarında inceleniyor olması, çivit otunun herhangi bir hastalığın doğrudan ilacı olduğu anlamına gelmez.
Yaprağı başka, kökü başka bir dünya
Çivit otunun yaprakları tarih boyunca daha çok boya elde edilmesiyle tanınırken, kökü özellikle Uzak Doğu’nun geleneksel bitkisel uygulamalarında farklı bir yere sahip olmuştur.
Bitkinin kökünde çeşitli fenolik maddeler, indol türevleri, lignanlar ve başka ikincil bitki metabolitleri bulunur. Bu nedenle kök ekstrelerinin antioksidan, inflamasyon süreçleri ve mikroorganizmalar üzerindeki etkileri konusunda bilimsel çalışmalar yapılmaktadır.
Burada önemli bir ayrım vardır: Bir bitkinin laboratuvarda belirli bir etki göstermesi ile insanda bir hastalığı tedavi ettiğinin kanıtlanması aynı şey değildir.
Çivit otunun en büyük sırrı: mavi renk
Çivit otunun belki de en güzel tarafı insanlık tarihine renk vermesidir.
Bugün bir mağazaya girip mavi bir kumaş gördüğümüzde bunun üzerinde pek düşünmeyiz. Fakat sentetik boyaların bulunmadığı dönemlerde kalıcı ve güzel bir mavi elde etmek oldukça zahmetliydi. Çivit otunun yaprakları bu bakımdan çok değerliydi.
Yapraklar işlenir, fermantasyona bırakılır ve birtakım işlemlerden geçirilirdi. Bitkinin içinde renksiz veya farklı yapıdaki öncü maddeler dönüşerek indigotine, yani indigo mavisinin temel renk maddesine dönüşürdü.
Bu nedenle çivit otu yalnızca bir şifalı bitki olarak değil, tarım, tekstil, ticaret ve kültür tarihinde iz bırakmış bir boya bitkisi olarak da değerlendirilmelidir.
Antioksidan yönü
Çivit otunda bulunan fenolik bileşikler ve flavonoidler, bitkinin antioksidan kapasitesine katkıda bulunabilir. Antioksidan dediğimiz maddeler, hücrelerde meydana gelen oksidatif süreçlerle ilişkili serbest radikallerin etkilerini sınırlamaya yardımcı olan bileşiklerdir.
Ancak burada da ölçüyü kaçırmamak gerekir. “Antioksidan içeriyor” demek, “her hastalığı önler veya tedavi eder” demek değildir. Bitkileri doğru anlamanın yolu, onların gerçek değerini abartmadan anlatmaktır.
Çivit otu üzerine bilim neden çalışıyor?
Bu bitki üzerinde yapılan araştırmalarda özellikle indirubin ve diğer indol türevleri, inflamasyon mekanizmaları, bazı mikroorganizmalar üzerindeki etkiler ve hücresel sinyal yolları açısından incelenmektedir.
Bu araştırmalar çivit otunu bilimsel açıdan son derece ilginç hâle getiriyor. Fakat bunların önemli bir bölümünün deneysel çalışmalar olduğunu ve doğrudan tedavi önerisine dönüştürülemeyeceğini unutmamak gerekir.
Her çivit otu aynı değildir
Kıymetli okuyucularım, burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Halk arasında “çivit otu” veya “çivit” adı yalnızca Isatis tinctoria için kullanılmayabilir. Dünyanın farklı bölgelerinde indigo rengi elde edilen Indigofera türleri başta olmak üzere başka bitkilere de çivit adı verilmiştir.
Bu nedenle tıbbi amaçla kullanılacak bir bitkide yalnızca halk arasındaki isme güvenilmemeli, botanik türünün doğru teşhis edilmesi gerekir.
Ayrıca çivit otunun kökü veya yaprağından hazırlanan yoğun ürünler, “doğaldır, istediğim kadar kullanabilirim” düşüncesiyle tüketilmemelidir. Hamilelik, emzirme dönemi, kronik hastalık veya düzenli ilaç kullanımı söz konusuysa gelişigüzel kullanımdan özellikle kaçınılmalıdır.
Kıymetli dostlarım,
Çivit otu bana göre doğanın insanlığa yalnızca şifa arayışında değil, sanat ve medeniyet yolculuğunda da nasıl eşlik ettiğinin güzel örneklerinden biridir. Küçücük bir yaprağın içerisinde saklanan maddeler, insanın bilgisi ve emeğiyle birleşmiş; ortaya yüzyıllarca kumaşları süsleyen o eşsiz mavi çıkmıştır.
Çivit otuna baktığımızda yalnızca bir yabani bitki görmeyelim. Onun yapraklarında indigoyu, kökünde farklı bitkisel bileşikleri, geçmişinde ise insanların doğadan renk elde etme bilgisini görelim.
Çünkü bazen doğanın hazinesi altın renginde değildir; bazen masmavidir.