Sabah pencerenizi açıp temiz bir nefes almak...

Akşamüstü çayınızı balkonda huzurla yudumlamak...

Çocuklarınızın sokakta gönül rahatlığıyla oynadığını bilmek...

Bunların hiçbiri lüks değil. Bunlar, insanın doğduğu, yaşadığı topraklarda sahip olması gereken en temel haklar.

Peki Dilovası’nda yaşayan vatandaşlar için neden bunlar birer lükse dönüşüyor?

Pencereyi Açmak Bile Mesele

Dilovası’nda günlerdir, haftalardır etkisini sürdüren ağır koku, bölge halkının yaşamını adeta kabusa çevirmiş durumda.

Genizleri yakan, evlerin pencerelerini kapattıran, insanları kendi evlerinde dahi huzursuz eden bu koku artık yalnızca bir çevre sorunu değil; doğrudan yaşam kalitesini etkileyen ciddi bir mesele.

Bir anne düşünün...

Çocuğunu uyutmuş ama gece penceresini açamıyor.

Bir yaşlı düşünün...

Kendi evinde temiz hava soluyamıyor.

Bir esnaf düşünün...

Dükkanının kapısını açtığında müşterisinden önce kötü kokuyla karşılaşıyor.

Ve bütün bunların ortasında Dilovası halkı tek bir soru soruyor:

Biz bu eziyeti çekmek zorunda mıyız?

Kaynak Tespit Edildi, Peki Ya Mağduriyet?

Yapılan incelemeler sonucunda kötü kokunun kaynağının bir tesisteki silolarda meydana gelen yanma ve sahadaki ürünlerin bozulmasıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

İşletmeye milyonluk idari cezalar kesildi, tutanaklar tutuldu.

Elbette mevzuatın gerektirdiği yaptırımlar uygulanmalı.

Ama burada daha önemli bir soru var:

Ceza kesildiğinde vatandaşın mağduriyeti sona mı eriyor?

Bir idari para cezası, gece kötü koku nedeniyle uykusundan uyanan çocuğun huzursuzluğunu geri getirebilir mi?

Ya da günlerce evinin penceresini açamayan bir ailenin kaybettiği yaşam konforunu telafi edebilir mi?

Elbette hayır.

Sanayi Var, İnsan Da Var

Kimse sanayiye, üretime ya da istihdama karşı değil.

Tam tersine...

Türkiye’nin üretime, fabrikalara, istihdama ve güçlü bir sanayiye ihtiyacı var.

Çarklar dönsün.

Fabrikalar üretsin.

İnsanlar iş sahibi olsun.

Ekonomi büyüsün.

Ancak bunun bir şartı olmalı:

İnsan sağlığı pahasına değil.

Sanayileşmenin bedelini, o bölgede yaşayan insanların ciğerleri ödememeli.

Bir ilçenin ekonomik değer üretmesi, o ilçede yaşayan insanların temiz hava hakkını ortadan kaldırmamalı.

Dilovası’nın Sabrı Taşıyor

Dilovası zaten yıllardır sanayi ile iç içe yaşayan bir kent.

Bu nedenle bölge insanının çevre konusunda daha fazla hassasiyet gösterilmesini istemesi son derece doğal.

Vatandaş artık yalnızca ceza kesilmesini değil, kalıcı çözüm istiyor.

Kötü koku tekrar yaşanmasın istiyor.

Çocukları temiz hava solusun istiyor.

Penceresini açtığında korkmadan nefes almak istiyor.

Ve en önemlisi, yaşadığı şehrin kaderinin bu olmadığını bilmek istiyor.

Nefes Almak Ayrıcalık Değil

Bugün yetkililere, tesis sahiplerine ve ilgili tüm kurumlara büyük bir sorumluluk düşüyor.

Atılacak her adımın merkezinde önce insan olmalı.

Önce çocuklar...

Önce yaşlılar...

Önce o havayı soluyan Dilovası halkı...

Çünkü üretim de önemli, ekonomi de önemli, istihdam da önemli.

Ama bütün bunların üzerinde tek bir gerçek var:

İnsan sağlığı.

Dilovası halkı artık kapılarını, pencerelerini kapatıp kaderine razı olmak istemiyor.

Temiz havayı solumak, gökyüzüne baktığında endişe duymamak ve kendi evinde huzurla yaşamak istiyor.

Bunun için kimsenin kimseden lütuf beklemesine gerek yok.

Çünkü nefes almak bir ayrıcalık değil, en temel insan hakkıdır.

Ve Dilovası halkı artık hak ettiği o temiz nefesi istiyor.