Deniz kenti olmak, sadece sahilde yürüyüş yapmak ya da gün batımını izlemek demek değildir; deniz kenti olmak, o maviliği hayatın, ulaşımın ve sosyal yaşamın bir parçası haline getirebilmektir.
İşte tam da bu noktada, haritaya her baktığımda aklıma takılan, içimi sızlatan bir soruyu sormadan edemiyorum: İstanbul deniz yoluyla Bursa’ya ulaşıyor da, Kocaeli’nin başı kel mi?
Mesafe olarak baktığınızda İstanbul, Bursa’ya Kocaeli’den çok daha uzak. Buna rağmen İstanbul’dan Bursa’ya tıkır tıkır işleyen, hem turizme hem de şehirlerarası ulaşıma can suyu olan vapur seferleri var. Pek de mantıklı, pek de güzel bir hizmet. Dönüp kendi burnumuzun ucuna bakıyoruz; burnumuzun ucundaki Yalova’ya bile Kocaeli’den doğru düzgün bir deniz seferimiz yok.
"Talep az olur, kurtarmaz" diyerek bu fikri kestirip atanlar olacaktır. Ancak her şey sadece kar-zarar matematiğinden ibaret değildir.
Eğer mesele talepse, buyurun deneyelim: Her gün olmasın, haftada bir gün olsun. Cuma akşamından veya cumartesi sabahından kalkacak tek bir vapur bile bu kentin çehresini değiştirir. Çünkü bazı hizmetler sadece bir ulaşım alternatifi değildir; toplumun hayatına dokunan ufak bir esinti, şehre canlılık katan bir heyecandır. İnsanların haft sonu planlarına alternatif sunmaktır.
Körfez’in kalbinde yaşayıp denizden bu kadar kopuk olmak bu şehrin kaderi olmamalı. Bu yaz belki geçti, planlamalar için geç kalınmış olabilir; ancak önümüzdeki yaz için şimdiden adımlar atılabilir. Ben ve eminim ki binlerce Kocaelili, önümüzdeki yaz arabaya veya otobüs trafiğine mahkum olmadan, püfür püfür esen bir vapurla Bursa’ya, Yalova’ya gitmek ister. Yerel yöneticilerimizin kulağına küpe olsun; Kocaeli bu mavi dokunuşu fazlasıyla hak ediyor.