Bizler, bu topraklarda dindarından sekülerine kadar herkesin belirli ortak hassasiyetlerle büyüdüğü bir iklimin çocuklarıyız.
Çocukluğumuzdan beri, inanç dünyamıza dair konularda derin bir saygıyla yetiştirildik; "Aman dikkat et, günah olur, saygısızlık olur" telkinleriyle büyüdük.
Yere düşen ekmeği öpüp alnına koyan, evindeki Kur’an-ı Kerim’i en yüksek yerde muhafaza eden Anadolu çocuklarıyız biz.
Bu ülkede yaşam tarzı ne olursa olsun; alkolünü içen de abdestini alan da söz konusu mukaddesat olduğunda sözünü özenle seçer, kelamına dikkat eder. Bu, bu toprakların yazılmamış anayasası, birbirimize ve inancımıza olan kadim saygımızın bir tezahürüdür.
Bu satırları kaleme alırken, asıl öfkemizin ve tepkimizin kime olduğunu aslında hepiniz çok iyi anladınız. İsmini zikretmeye dahi lüzum görmüyorum. Zira kutsal değerlere ve toplumun inancına saygısı olmayanın adına da sanına da bu köşede yer verip yazının kalitesini düşürmeye gerek yok.
Ancak şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekir: Komedyenlik ile soytarılık arasında çok net bir fark vardır.
Herkesin özgürlüğü, bir başkasının kutsal alanına, inancına ve değerlerine tecavüz ettiği yerde biter. Özellikle milyonların kalpten bağlı olduğu dini konularda, herkes duracağı yeri ve haddini bilmek zorundadır. Kendini bilmeyen, sınırları aşan ve toplumsal barışı zedeleyenlere karşı hem halkımız demokratik tepkisini koyar hem de devletimiz hukuk dairesinde gereğini yapar.
İstiklal Marşı’nda "Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal" dizelerini göğsünü gere gere okuyan bu ülkenin istikbalinde, mukaddesata ve millete saygısı olmayanların pervasızlığına yer yoktur.
Herkes haddini de yerini de bilmelidir.