Kıymetli okuyucularım,

Bugün sizlere adı çok fazla duyulmayan, fakat içindeki ilaç etkin maddelerine baktığımızda ne kadar kıymetli bir bitkiyle karşı karşıya olduğumuzu gösteren dişotundan bahsetmek istiyorum.

Bilimsel adı Ammi visnaga olan dişotu, maydanozgiller yani Apiaceae ailesine mensup bir bitkidir. Kuzey Afrika’dan Akdeniz havzasına, Asya’dan ülkemizin bazı bölgelerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada yetişir. Beyaz şemsiye şeklindeki çiçekleriyle uzaktan bakıldığında yabani havuç ve bazı maydanozgillerle benzerlik gösterebilir.

Fakat dişotunu kıymetli yapan yalnızca görüntüsü değildir.

Asıl mesele, bitkinin tohumunda, meyvesinde ve uçucu yağında saklı olan ilaç etkin maddeleridir.

Dişotunun kimyasını incelediğimizde karşımıza özellikle khellin, visnagin, visnadin, visamminol ve ammiol gibi oldukça dikkat çekici bileşiklar çıkar. Bunların yanında uçucu yağında alfa-terpineol, kamfor, karvon, terpinen-4-ol, linalol, cis-linalol oksit ve trans-linalol oksit gibi aromatik maddeler bulunmaktadır.

Tohumlarında ayrıca oleik asit ve palmitik asit gibi yağ asitleri de yer alır.

İşte bir bitkiyi anlamak için önce onun içindeki bu maddelere bakmak gerekir. Çünkü ben her zaman söylüyorum; bitkinin adı başka, içindeki kimya başka şey anlatır. Biz bitkiye yalnızca ot gözüyle bakarsak onun gerçek değerini göremeyiz.

Dişotunun en dikkat çekici maddesi: Khellin

Dişotu denildiğinde benim özellikle üzerinde durmak istediğim madde khellindir.

Khellin, bitkinin doğal yapısında bulunan bir furanokromon türevidir. Düz kaslar üzerindeki gevşetici özellikleri sebebiyle uzun yıllardır bilim dünyasının dikkatini çekmiştir.

Düz kas dediğimiz yapı yalnızca bir yerde bulunmaz.

Bronşlarda vardır.

Damar duvarlarında vardır.

İdrar yollarında vardır.

Üreter dediğimiz, böbrekten mesaneye idrarı taşıyan kanallarda vardır.

Bağırsaklarda vardır.

İşte bu sebeple dişotu ve özellikle khellin üzerinde yapılan çalışmalar oldukça geniş bir alana yayılmıştır.

Khellinin düz kasların kasılma mekanizması üzerinde etkili olabileceği, spazmı azaltıcı özellik gösterebileceği araştırılmıştır. Bu nedenle dişotu geçmişten günümüze bronş spazmları, idrar yolu spazmları ve bazı damar problemleri bakımından dikkat çeken bitkiler arasında yer almıştır.

Böbrek taşı ve idrar yolları bakımından neden önemlidir?

Kıymetli okuyucularım, dişotunun en fazla dikkatimi çeken yönlerinden biri de idrar yolları üzerindeki etkileridir.

Böbrekte oluşan bir taşın problemi yalnızca taşın kendisi değildir.

Taş hareket etmeye başladığında üreter kanalında spazm meydana gelebilir. Kanal kasıldıkça ağrı artar. İdrarın geçişi zorlaşabilir.

Dişotunun içindeki khellin ve visnagin gibi etkin maddelerin düz kas gevşetici özellikleri bu noktada bilimsel araştırmalara konu olmuştur.

Ayrıca dişotu üzerinde yapılan deneysel çalışmalarda kalsiyum oksalat kristallerinin oluşumu ve birikimi bakımından da dikkat çekici sonuçlar araştırılmıştır.

Kalsiyum oksalat nedir?

Böbrek taşlarının önemli bir bölümünün yapısında bulunan kristal maddelerden biridir.

Bu nedenle dişotunu yalnızca “idrar söktüren bir ot” olarak görmek doğru değildir. Bitkinin kimyasal yapısı, taş oluşum mekanizması ve idrar yollarındaki spazm bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

Elbette burada önemli bir noktayı belirtmek isterim. Böbrek taşı olan her insan aynı değildir. Taşın büyüklüğü, bulunduğu yer, böbrekte tıkanıklık oluşturup oluşturmadığı mutlaka bilinmelidir. Büyük ve tıkayıcı taşlarda yalnızca bitkiye güvenmek doğru değildir.

Bronşları rahatlatan kimyasal yapı

Dişotunun geçmişte bronşlarla ilgili kullanılmasının temelinde de yine içindeki etkin maddeler bulunmaktadır.

Bronşların çevresinde düz kas yapısı vardır. Bu kasların aşırı kasılması nefes almayı zorlaştırabilir.

Khellinin bronş düz kasları üzerindeki gevşetici etkisi sebebiyle dişotu, bronş spazmı ve astım mekanizmaları üzerinde araştırılmıştır.

Bitkinin uçucu yağında bulunan alfa-terpineol, terpinen-4-ol ve linalol gibi maddeler de ayrıca dikkat çekicidir.

Bu maddelerin antioksidan, antimikrobiyal ve inflamasyon mekanizmaları üzerindeki etkileri farklı çalışmaların konusu olmuştur.

Ancak astım ciddi bir hastalıktır. Astım krizinde bitkisel uygulamalar acil tedavinin yerine konulmamalıdır. Bunu özellikle belirtmek isterim.

Damarlar üzerindeki dikkat çekici etkisi

Dişotunun bir başka önemli yönü damar sistemiyle ilgilidir.

İçindeki visnadin, khellin ve visnagin gibi maddelerin damar düz kasları üzerindeki etkileri araştırılmıştır.

Damarın çapı genişlediğinde kanın geçişi kolaylaşır. Bu nedenle dişotu bileşenleri vazodilatör, yani damar genişletici özellikleri bakımından bilim dünyasının ilgisini çekmiştir.

Özellikle visnadinin damar düz kasları ve koroner dolaşım üzerindeki etkileri üzerinde çalışmalar yapılmıştır.

Burada yine önemli bir ayrım vardır.

“Damarı genişletiyor” demek, “kalp hastalığını tedavi ediyor” demek değildir.

Fakat bitkinin içindeki moleküllerin damar fizyolojisi üzerinde araştırılmaya değer bir etkisinin bulunması, dişotunun neden yüzyıllardır kullanılan bitkiler arasında olduğunu bize göstermektedir.

İçindeki uçucu yağ adeta ayrı bir kimya laboratuvarıdır

Dişotundan elde edilen yağın içeriğine baktığımızda oldukça zengin bir aromatik yapı görürüz.

Alfa-terpineol, antimikrobiyal ve antioksidan özellikleri bakımından incelenmektedir.

Kamfor, bölgesel dolaşım ve duyusal sinir uçları üzerindeki etkileriyle bilinen aromatik bir bileşiktir.

Karvon, sindirim sistemi ve düz kas mekanizmaları bakımından araştırılan bir terpen yapısıdır.

Terpinen-4-ol, mikroorganizmalar üzerindeki etkileriyle dikkat çeker.

Linalol ise sinir sistemi, gevşeme ve inflamasyon mekanizmaları bakımından çok sayıda aromatik bitkide karşımıza çıkan kıymetli bir maddedir.

Dişotunun kokusunun kendine has olmasının sebebi de işte bu uçucu maddelerin oluşturduğu kimyasal bütündür.

Antioksidan ve inflamasyon üzerindeki etkileri

Vücudumuzda sürekli oksidatif süreçler meydana gelir.

Serbest radikallerin kontrolsüz şekilde artması hücrelerin yapısını zorlayabilir. Bugün yaşlanmadan damar sağlığına kadar birçok konuda oksidatif stres kavramını konuşuyoruz.

Dişotunun içindeki fenolik yapılar, uçucu yağ bileşenleri ve bazı kromon türevleri antioksidan özellikleri bakımından incelenmiştir.

Aynı zamanda bazı bileşenlerinin inflamasyon mekanizmalarında rol alan biyolojik yollar üzerinde etkili olabileceği araştırılmaktadır.

Ben burada dişotuna “her iltihabı söker” gibi bir ifade kullanmak istemem.

Bitkileri anlatırken abartmak, bitkiye iyilik değildir.

Doğru olan, içindeki etkin maddenin hangi mekanizma üzerinde çalışıldığını anlatmaktır.

Mikroorganizmalar üzerindeki etkileri

Dişotu yağının içindeki bazı uçucu bileşenlerin bakteriler ve mantarlar üzerindeki etkileri de araştırılmıştır.

Özellikle terpinen-4-ol, linalol ve terpen yapısındaki bazı maddelerin mikroorganizmaların hücre zarlarıyla etkileşebildiği bilinmektedir.

Bu sebeple dişotu yağı antimikrobiyal özellikleri bakımından da dikkat çekmektedir.

Fakat uçucu yağlar yoğun maddelerdir.

Bir damla yağın içerisinde, bitkinin çok miktardaki aromatik maddesi yoğunlaşmış olabilir.

Bu nedenle “bitkidir, zararsızdır” düşüncesi son derece yanlıştır.

Dişotu ve cilt

Dişotunun hikâyesinde cilt konusu da oldukça ilginçtir.

Dişotunun bazı bileşenlerinden yola çıkılarak geliştirilen maddeler, özellikle vitiligo yani halk arasında ala hastalığı olarak bilinen pigment kaybı konusunda bilim dünyasının ilgisini çekmiştir.

Ancak burada çok önemli bir uyarı yapmak isterim.

Dişotu ve bazı furanokromon yapıları ışığa karşı hassasiyet oluşturabilir. Yanlış uygulama ciltte kızarıklık ve tahrişe sebep olabilir.

Bu nedenle dişotu yağını bilinçsiz şekilde cilde sürüp güneşe çıkmak doğru değildir.

Dişotu küçük bir bitki, fakat içindeki kimya büyük

Kıymetli okuyucularım,

Dişotuna baktığımızda bir kez daha görüyoruz ki doğada hiçbir bitkiyi yalnızca görüntüsüyle değerlendirmemek gerekir.

Bir tarafta khellin…

Bir tarafta visnagin…

Bir tarafta visnadin ve visamminol…

Diğer tarafta alfa-terpineol, kamfor, karvon, terpinen-4-ol ve linalol…

Bunların yanında oleik asit ve palmitik asit gibi yağ asitleri…

İşte dişotunun içerisinde böylesine zengin bir doğal kimya bulunmaktadır.

Özellikle düz kasların gevşemesi, bronş mekanizmaları, damar fizyolojisi, idrar yolları ve böbrek taşı oluşum süreçleri bakımından dişotu, üzerinde daha fazla durulması gereken tıbbi bitkilerden biridir.

Fakat unutmayalım; bir bitkinin güçlü olması, onun gelişigüzel kullanılabileceği anlamına gelmez. Özellikle kalp ve tansiyon ilacı kullananlar, böbrek hastalığı bulunanlar, hamileler ve düzenli ilaç kullanan kişiler dişotunu bilinçsizce kullanmamalıdır.

Kıymetli dostlarım, doğadaki bitkileri tanımak yalnızca onların adını öğrenmek değildir. Asıl bilgi, o bitkinin içinde hangi etkin maddenin bulunduğunu ve bu maddenin insan vücudunda hangi kapıyı çaldığını anlayabilmektir. Dişotu da işte bu yönüyle, küçük çiçeklerinin ardında büyük bir kimya taşıyan kıymetli bitkilerimizden biridir.