Yıkılan binalar, yitirilen hayatlar ve geride toz bulutunun içinde kaybolan izler...
8 Şubat depreminin ardından gönüllü olarak gittiğim Hatay Antakya’da 15 gün boyunca o büyük yıkıma tanıklık etmiştim.
Binaların çöken yarısından geriye kalan diğer yarıda; duvarda asılı duran bir tablo, salonun ortasında öylece bekleyen bir koltuk ve yarım kalmış yaşamın rutin izleri duruyordu.
Beni yitirilen canlardan sonra en çok sarsan şey, işte o darmadağın olan yaşanmışlıklardı.
Ben anı biriktirmeyi çok severim. Çünkü bilirim ki bu hayatta en pahalı, en kıymetli şeyler parayla satın alamadıklarımızdır.
Bir çocuğun ilk karnesi, kazanılmış bir madalya, el emeği bir çeyiz hatırası...
Bunların her biri tek, eşsiz ve ölümsüzdür. Bir gecede paranızı kaybedebilirsiniz ama o anıları yeniden satın alamazsınız.
Geçtiğimiz günlerde İzmit Yenişehir Mahallesi Karanfilli Sokak’taydım.
Yan taraftaki inşaat çalışması nedeniyle kolonları hasar gören 4 katlı bir bina, içindeki 3 aileye ilacını bile alma fırsatı tanınmadan gece yarısı tahliye edildi ve yıkıldı.
Sabah olay yerine gittiğimde yıkım tüm hızıyla sürüyordu. O an zihnim beni yine Antakya’ya götürdü.
Yaşananın depremden hiçbir farkı yoktu; yılların emeği, biriktirilen tüm yaşanmışlıklar tek bir gecede ellerinden kayıp gitmişti.
Yıkım tamamlandığında gençlerden biri, bir zamanlar sıcak bir yuva olan o enkaz yığınına doğru yaklaştı. Tozun, çamurun içinden 7. sınıf takdir belgesini çıkardı. Annesi o çamurlu kağıt parçasını gördüğü an gözyaşlarına boğuldu.


Çünkü yıkılan sadece dört duvar değildi; ömür boyu biriktirdikleri izler de yok olmuştu.
Olayın ilk günü tüm basın mensupları oradaydı. Kameralar çalışıyor, haberler geçiliyordu.
İkinci gün tekrar gittiğimde ise alanda kimsecikler kalmamıştı. Ev sahibi Nebiye Teyze’nin yanına yaklaştığımda söylediği şu cümle içime oturdu:
“Dün herkes buradaydı ama bugün sadece sen geldin, sağ ol kızım...”
Belki de bizim mesleğin en nankör, en ağır yanı bu. Gündem o kadar hızlı değişiyor ki; bir güne sığdırdığımız acıları, sevinçleri ertesi gün başka bir başlığın altında unutuyoruz.
Gidemediğimiz nice acı, dokunamadığımız nice gözyaşı kalıyor geride.
Ben Nebiye Teyze’ye bir söz verdim, sözümü de aldım...
O ev yeniden inşa edildiğinde, bu kez yaşanan acıyı değil, yeniden kurulan o yuvanın mutluluğunu paylaşmak için yine orada olacağım.

