Kocaeli’de oda seçimleri rüzgârı adeta başladı.

Sosyal medyaya girdiğiniz anda karşınıza sponsorlu içerikler çıkıyor. Oda başkan adaylarının boy boy videoları, profesyonel çekimleri, afişleri, sloganları…

İyi de insan ister istemez soruyor:

Üyenin gerçekten ihtiyacı olan şey reklam mı?

Biz toplum olarak reklam işini biraz fazla abarttık. Sadece oda seçimlerinde de değil. Her alanda görünür olmayı, gerçekten bir şey yapmanın önüne koymaya başladık.

En kötüsü de reklamın dönemsel olması…

Seçim yaklaşınca hatırlanan üyeler, sıkılan eller, yapılan ziyaretler, çekilen fotoğraflar, verilen mesajlar…

Sonra seçim bitiyor.

Köprüyü geçtikten sonra dayıyı da unutuyoruz, ayıyı da…

Elbette işini layıkıyla yapan, üyesinin derdiyle dertlenen, kapısını her zaman açık tutan oda başkanları ve yöneticileri var. Sözüm meclisten dışarı.

Ama keşke biraz da üyeleri dinleseniz.

Üyenin derdi afiş değil

Ekonominin durumu ortada. Esnafın, tüccarın, sanayicinin maliyetleri her geçen gün artıyor. Kirası var, personel gideri var, vergisi var, sigortası var, elektriği var, finansman maliyeti var…

Bir de üyesi olduğu odanın aidatı, belge ve dosya masrafları geliyor.

Elbette odaların faaliyetlerini sürdürebilmesi için gelirlerinin olması gerekiyor. Aidat da olacak, bazı hizmetlerin bedeli de olacak.

Fakat üyeler de doğal olarak şunu soruyor:

“Ben bunun karşılığında ne alıyorum?”

Mesele tam olarak burada başlıyor.

Bir oda yalnızca belge alınan, aidat yatırılan veya seçim zamanı kapısı çalınan bir kurum olmamalı.

Asıl mesele üyenin zor gününde yanında olabilmek.

Kaç oda faizsiz kredi verebiliyor?

Mesela soralım…

Kaç oda ekonomik olarak zorlanan üyelerine faizsiz ya da gerçekten uygun şartlarda finansman imkânı sağlayabiliyor?

Kaç oda bankalarla masaya oturup üyeleri için ciddi avantajlar elde ediyor?

Kaç oda küçük esnafın, tüccarın veya işletmenin yaşadığı sorunu birebir takip ediyor?

Daha önemlisi;

Kaç oda seçim bittikten bir yıl sonra üyelerini tek tek ziyaret ediyor?

Seçime üç ay kala yapılan ziyaretleri saymıyorum.

Adayların sahaya çıkıp “Sizi dinlemeye geldik” dediği dönemleri de saymıyorum.

Seçim yokken kim kapınızı çalıyor?

Bence asıl ölçü bu.

Seçim zamanı değil, zor zamanda kapıyı çalın

Bugün sosyal medyada daha fazla reklam verenin, daha profesyonel video çektirenin veya daha büyük afiş bastıranın öne çıktığı bir seçim atmosferi oluşturuluyor.

Oysa oda üyelerinin beklentisi çok daha gerçek.

İşini büyütmek istiyor.

Finansmana ulaşmak istiyor.

Sorun yaşadığında karşısında muhatap bulmak istiyor.

Ödediği aidatın karşılığını görmek istiyor.

Ve en önemlisi, sadece oyuna ihtiyaç duyulduğunda hatırlanmak istemiyor.

O nedenle oda seçimlerinde adaylara belki de sorulması gereken soru çok basit:

“Seçilirseniz ne yapacaksınız?” değil, “Seçim bittikten bir yıl sonra üyelerinizin kaçının kapısını çalacaksınız?”

Çünkü reklam seçime kadar sürer.

Üyelik ise seçimden sonra da devam eder.