Kıymetli okuyucularım,
Bugün sizlere hemen herkesin doğada dolaşırken en az bir kere karşılaştığı, hatta farkında olmadan evine kadar taşıdığı bir ottan bahsetmek istiyorum. Kırda, tarlada, köy yolunda yürürken pantolonumuza, çorabımıza, ayakkabımıza yapışan o dikenli küçük başçıkları mutlaka görmüşüzdür. Çocukluğumuzda birbirimizin üzerine attığımız bile olmuştur. İşte bugün, yanından geçip gittiğimiz ama aslında oldukça ilginç özelliklere sahip olan pıtrak otunu sizlere anlatmak istiyorum.
Pıtrak adı Anadolu’nun farklı bölgelerinde çeşitli dikenli bitkiler için kullanılabilmektedir. Ben bugün özellikle dulavrat otu olarak da tanınan Arctium lappa üzerinden anlatacağım.
Pıtrağın üzerimize yapışması aslında bitkinin kendine özgü bir yolculuk yöntemidir. Meyvelerinin üzerindeki küçücük kancalar insan giysilerine ve hayvanların tüylerine tutunur. Böylece bitkinin tohumları bulunduğu yerden başka yerlere taşınır. Doğa ona yürüyecek ayak vermemiş ama neslini devam ettirebilmesi için çok farklı bir taşıma sistemi vermiştir.
Pıtrağın İçindeki İlaç Etkin Maddeleri
Pıtrak, özellikle kök kısmında bulunan bileşenleriyle dikkat çeker. Kökünde önemli miktarda inülin bulunur. Bunun yanında fenolik asitler, polifenoller, lignanlar, flavonoidler, tanenler ve bitkisel steroller gibi çeşitli bileşenler taşır.
Pıtrağın özellikle arktiin ve arktigenin adı verilen lignanları bilimsel araştırmalarda dikkat çeken maddeler arasındadır. Bitkinin içerdiği fenolik bileşikler ise antioksidan özellikleri bakımından araştırılmaktadır.
Kökündeki inülin ayrıca üzerinde durulması gereken bir maddedir. İnülin, bağırsaklarımızda tamamen sindirilmeyen ve bağırsaktaki yararlı bakteriler tarafından kullanılabilen prebiyotik özellikte bir liftir. Bu nedenle pıtrak kökü, bağırsak florası ve sindirim sistemi açısından araştırılan bitkisel kaynaklardan biridir.
Kökü Ayrı, Yaprağı Ayrı, Tohumu Ayrı
Pıtrak denildiğinde en çok kullanılan bölüm genellikle köküdür. Genç kökleri bazı ülkelerde sebze olarak dahi tüketilmektedir. Yaprakları ve tohumları da geleneksel bitkisel uygulamalarda farklı amaçlarla değerlendirilmiştir.
Geleneksel kullanımda pıtrak kökü sindirimi desteklemek, idrar çıkışını artırmaya yardımcı olmak ve cilt bakımını desteklemek amacıyla kullanılmıştır. Halk arasında terlemeyi destekleyici özelliğinden de söz edilir.
Burada önemli bir noktayı da belirtmek isterim. Halk arasında pıtrak için zaman zaman “kanı temizleyen bitki” ifadesi kullanılır. Bu geleneksel bir söylemdir. Vücudumuzda atıkların uzaklaştırılmasında asıl görevi karaciğer ve böbrekler üstlenmektedir. Bu nedenle halk arasındaki bu ifadeyi doğrudan tıbbi bir tedavi anlamında değerlendirmemek gerekir.
Pıtrak ve Cilt
Pıtrak, geleneksel bitki kültüründe cilt için de kullanılan bitkilerden biridir. Özellikle kökünden hazırlanan bazı ürünler saç ve saç derisinin bakımında uzun zamandır kullanılmaktadır.
İçerisindeki fenolik bileşiklerin antioksidan özellikleri nedeniyle pıtrak üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bununla birlikte egzama, sedef, akne veya saç dökülmesi gibi rahatsızlıklarda kesin tedavi sağlar demek doğru değildir. Geleneksel kullanım ile tıbbi tedaviyi birbirinden ayırmak gerekir.
Pıtrak Bize Neden Yapışıyor?
Belki de bu bitkinin en güzel hikâyesi burada saklıdır.
Pantolonumuza yapıştığında kızıp çıkardığımız o dikenli başçık aslında bitkinin neslini devam ettirme aracıdır. İnsan yürüdükçe pıtrak da yolculuk eder. Hayvan hareket ettikçe tohumu başka bir toprağa taşınır. Bir süre sonra tutunduğu yerden düşer ve uygun şartları bulduğunda yeni bir hayat başlar.
Yani biz onu üzerimizden temizlemeye çalışırken, pıtrak aslında doğanın kendisine verdiği görevi yerine getirmektedir.
Doğada gördüğümüz pıtrağı hemen toplayıp kullanmak ise doğru değildir. Çünkü ülkemizin farklı yörelerinde pıtrak adıyla anılan farklı bitkiler vardır. Bitkinin doğru teşhis edilmesi son derece önemlidir. Sadece yöresel adına veya görüntüsüne bakarak tıbbi amaçla kullanılmamalıdır.
Kıymetli okuyucularım, bazen şifa diye uzak ülkelerin bitkilerini araştırıyoruz. Oysa doğada yürürken paçamıza yapışan, elimizle söküp attığımız bir bitkinin içerisinde bile ne kadar farklı bileşenin bulunduğunu gördüğümüzde doğanın zenginliğini bir kez daha anlıyoruz.
Ancak doğal olan her şey zararsız değildir. Bitkiler ilaçlarla etkileşebilir, bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara yol açabilir ve yanlış türün kullanılması ciddi sorunlar doğurabilir. Özellikle hamilelik ve emzirme döneminde, kronik hastalığı bulunanlarda ve düzenli ilaç kullananlarda daha dikkatli olunmalıdır.
Kıymetli okuyucularım, bitkileri uzmanlara sormadan kullanmayalım lütfen. Doğanın bizlere sunduğu bu kıymetli hazineleri tanıyalım, koruyalım ve her şeyden önemlisi bilinçli kullanalım.
Kıymetli dostlarım, sağlıklı ve doğayla iç içe kalın.