Türk tarihçiliğinin belki de bir daha göremeyeceği bir şahsiyeti, bir âlimi, bir vatanseveri kaybettik geçtiğimiz günlerde. Bilgi birikimiyle bir nesle ışık tutmuş zâtın adı da Prof. Dr. İlber Ortaylı...
Türkiye'de ciddi bir elit ve entel sorunu var. Herkes kendini bilir kişi sanıyor, kendini bir kanaat önderine soyunduruyor. Halbuki Türkiye'de rant ve yalakalıktan başka bir sınıf mevcut değil.
İlber Ortaylı, geniş ufkuyla her zaman idol ve hedef edindiğim bir âlimdi. Daha küçük yaşlarımda kıymetli abim Arif Şanlı'nın izlediği videolardan, okuduğu kitaplardan tanıdım İlber Hocayı. Ortaylı, söz konusu oludğunda kaynak taraması , başka nüshalar, kitaplar okumamıza gerek kalmıyordu; öyle etkili bir insandı.
Hayatında hemen hemen herkes masallar okuyarak, hikâyeler dinleyerek, okuyarak büyümüştür. Ben ise İlber Bey'in, Murat Bardakçı'nın, Celal Şengör'ün programlarını izleyerek, İlber Hoca'nın kitaplarını okuyarak büyüdüm.
Kendisi ecnebî memleketlerde büyümüştür; buna rağmen çok büyük bir vatanseverdir. Memleketinin taşını toprağını, diğer memleketlerin altınına değişmezdi. Buna bir Türk genci olarak kefil olabilirim; kendisiyle doğrudan tanışmamama rağmen...
Bir gazeteci olarak hayallerimden biri, şahsıyla bir söyleşi yapmaktı; en azından bir şey anlatmasını istiyordum;laflarıyla tarihi yaşamaktı düşüm. Ancak maalesef bu kıymetli şansı kaybettim.
Ben şüphesiz Atatürk aşığı bir adamım, rahmetli Ortaylı da öyle bir adam ve daha fazlasıydı. Onunla kendimi mukayese edemeyeceğimi elbette biliyorum. Ancak ulaşmak istediğim seviye her zaman onun seviyesi olmuştur.
Daha küçük bir çocukken, bir tarihçilik merakı sarmıştı her yanımı. E bu adam bana inanılmaz bir güven veriyor; Fransızca konuşuyor, Almanca konuşuyor, Osmanlıcayı şart koşuyor. Yani kardeşim, “zorlanacaksın” diyor, “savaşacaksın” diyor...
Bir Türk nasıl olmalı diye sorulsa, kesinlikle onu işaret ederdim. Daha 13 yaşındayken ağabeyim Arif, beni de yanına alarak Rusya gezisi yapan bir Osmanlı elçisinin seyahatnamesini çevirmişti. Osmanlıca zor bir alfabedir, hem de çok zor. Onunla beraber okumaya çalışırken bilmediğimiz bir kelime görüyorduk; meğer Rus köylerinden biriymiş. Bulunca inanılmaz sevinir, mutlu olurduk. Bunları bize aşılayan, yapma hevesimizi doğuran rahmetli Ortaylı’ydı.
Bir gün, kitap fuarına veya farklı bir etkinliğin konuşmasını yapmak niyetiyle, Nisan ayının sonlarında 2023 yılında Gebze'ye gelmişti. İnanılmaz bir kalabalık söz konusuydu; iğne atsan hava da durur çünkü yere düşemez, adeta insanlar kat çıkacaktı birbirlerine. İlber Hoca her zamanki bastonuyla Gebze Kültür Merkezi’ne geldi. Ben de en azından göreyim, bir sesini işiteyim diye çok uzak bir yerden Hocayı izliyordum. Kalabalıktan nefes aldığım bir aralıkta İlber Hoca, kültür merkezinin dışına taşan kalabalığa seslendi:
"Yahu, bu kadara ne gerek!" diyerek bizi azarladı. Bilmiyordu ki onu ne kadar sevip sayıyorduk. Daha sonra salondan ayrıldı, dışarıdaki aracına bindi; ben de koştum, arabanın peşinden öylece arabayı izledim. Olmayı istediğim kişi gözümün önünden geçti ve gitti.
İlber Ortaylı gözümüzün önünden geçti ve gitti. Ruhu şad olsun ve en yükseklere yerleşsin. Türkiye, şahsî Evliya Çelebi’sini, Aşıkpaşazade'sini kaybetti. Belki daha iyisini...