Dünya ve Türkiye’de hastalıklar birbiri ardına türemiş durumda; olmayan envai çeşit hastalıklar ortaya çıkmış, insanlar neredeyse hastalık hastasına dönüşmüş hâlde.
Eskilerden herkesin bildiği şu fıkra vardı:
Temel bir gün doktora gider ve doktora şöyle der:
“Doktor, ben çok hastayım. Dokunduğum her yer ağrıyor.”
Doktor şaşırır, tepkisini saklayamaz:
“Kalbine dokun bakayım,” der.
Temel kalbine dokunur ve acıyla bağırır. Doktor birkaç tahlil yapar ve şöyle der:
“Senin parmağın kırılmış.”
E tabii, böyle küçük tatlı hikâyeler durumun vahametini örtmüyor.
Doktorlar başımızın tacıdır elbette; onlara saygımız sonsuzdur, adeta bizim kurtarıcılarımızdır. Ama ilaç sektörü piyasaya öyle bir hâkim oldu ki, olmayan hastalıkların bile ilacı, olmayan hastalıkların bile doktoru oluyor.
Zaten herkesin evinde mutlaka bir “doktor”, her şeyden anlayan bir aile büyüğü de vardır; o da ayrı bir mevzu elbet.
Depresyon dediğimiz şeyin temeli aslında üzülmektir. İnsanın annesi ölür, babası hastaneye kaldırılır, sevgilisinden ayrılır… Bunlar hayatın doğal ve önemli parçalarıdır.
İnsanın aklına şu şüphe geliyor: Acaba bunlar sektöre para sağlamak amaçlı uydurulan şeyler mi?
İzmit’in duayen sanatçılarından Mesut Nöbetçigil abimle konuşurken konu bir anda buraya geldi ve şöyle dedi:
“Kırk yıllık arkadaşlarım mahallenin eczanesine gidiyor, yıllardır gittiğimiz mahalle eczanesi… İlaç kullanıp kullanıp iyileşmiyorlar. Ulan madem iyileşmeyeceksin, neden ilaç kullanıyorsun ki? Şimdilerde de depresyon diye bir şey çıktı. İnsan üzülür, hayatın en önemli unsuru bu! İşte ilaç pazarcıları, popüler kültür gibi şeyler bunu istiyor. Seni tam iyileştirmiyorlar ki sana sürekli ilaç satabilsinler.”

Seni hep üzüyorlar ki senin de bir doktorun olsun. İnsanlar, üzülen; duyguları olan canlılardır. Sosyal medyada da genelde bunun üzerine paylaşımlar oluyor. Şahsen beş dakika sosyal medyaya gireyim, hayatımı sorgulayacak duruma gelip canımı sıkıyorum, bunalıma giriyorum. Bir de hayatında kötü şeyler yaşayan insanları düşünmek gerekir. Eee, insanları hep üzüyorlar ki başkaları para kazansın.
Bu, insanları düşündüren şeyler tabii. Hastalığı yarat, sonra ilaç satarak tedavi et… Ama tam etme, çünkü tedavi olursa ona ilaç satamazsın.
Hatırlarsanız yıllar önce, 2014’lü yıllarda (tabii mazisi daha eski), Ebola virüsü patlamıştı. Bunun yapay bir hastalık olduğunu ve tedavisinin satıldığını düşünürsek, çok da haksız sayılmayız.
Koronavirüs için de benzer iddialar çıkmıştı ama çok popüler olamadı.
Velhasıl; psikoloji ve ruhsal hastalıkların geçerliliği bilimsel olarak kanıtlanmış mıdır bilemem. Çünkü kan testi veya herhangi bir işlem yapılmıyor bedende. Yani elde bilimsel bir veri yok ama böyle bir istihdam alanı oluşmuş.
İnsanlar hastalık hastası olmaya başlarken, bizlere de bunları derleyip edebiyatını yapmak düşüyor....