Gazi Mustafa Kemal’in 1934 yılına ait bir sofra muhabbeti kaydı vardır ki, iç ısıtan cinstendir. Arkadaşı ve İktisat Vekili Celal Bayar’ı methettiği bu konuşmanın hikâyesini gelin benden dinleyin.
Bu hikâyenin kaynağı, az evvel bahsi geçen merhum Reisicumhur Celal Bayar’dır (o dönem Ekonomi Bakanı). Bu konuşmanın öncesinde Gazi Paşa’ya, İngiltere menşeli bir şirket tarafından bir plak doldurma makinesi ve bir de gramofon hediye edilir.
Gazi Paşa, hepimizin bildiği üzere çocukluğundan beri türkü söylemeyi sevmektedir. Bundan mütevellit, bu makineyle sık sık kayıtlar almakta; şarkı söylemekte ve bazı konuşmalarını kaydetmektedir.
Gazi, plakları doldurur ancak akabinde hemen imha ederdi. Zaten plaklar dört-beş tekrardan sonra kullanılmaz hâle geliyordu.
Makine, kayıt için toplantılarda da hazır bulunuyordu. O gün de Celal Bayar ve Muhittin Üstündağ’ın katıldığı dost meclislerinden birinde Atatürk şarkı söylüyor, bazen misafirler de eşlik ediyor ve plaklar çalınıyordu. Bu sırada Gazi’yi dışarı çağırırlar. Ata, elindeki plağı masanın üzerine bırakır. Tabi fırsat bu fırsat; Muhittin Bey, Bayar’dan hızlı davranıp plağı alır.
Üzerinden biraz zaman geçer ve bir anda Gazi Paşa konuşur:
“Muhittin, plağımı ver.”
Muhittin Bey’den plağı alır ve oracıkta parçalar. Ardından sözlerine devam eder:
“Eğer plâk vermek istesem, bu önce Celâl’in hakkıdır. Çünkü sizden çok evvel bana rica etmişti.”
Daha sonra ayağa kalkarak Celal Bayar hakkında bir konuşma yapar ve plağı ona hediye eder.
Celal Bayar ise bu plağı Atatürk İnkılap Müzesi’ne bağışlar. Plak hâlâ camekân içinde durmakta ve bir gramofona konulmayı beklemektedir. Çalışır mı bilmem tabii. Celal Bayar’ın bu kaydı kaç kez dinlediğini ise Allah bilir. Şahsen, böyle büyük bir şahsiyet benim hakkımda böyle bir konuşma yapsa, her gün istisnasız, amasız ve fakatsız oturur dinlerdim.
Konuşmanın metni aynen şöyledir:
“Efendiler! Kardeşler!
Biz bu milleti bugünkü şeklinden daha yüksek mertebelere çıkarmakla mükellef adamlarız. Bu yükseliş yalnız ve yalnız meydan muharebelerinde kazandığımız şereflerle olamaz. Bu, buna kâfi değildir…
Asıl yükseliş, iktisat sahasında yükseliş olacaktır.
(Alkışlar, bravo sesleri)
Büyük bir memnuniyetle görüyorum ki iktisadın başında bulunan arkadaşım Celâl Bey, bu istikameti mühim surette görüyor, yayıyor ve muvaffak da oluyor. Bu istikametteki muvaffakiyetini Türk milleti anladığı zamandır ki en büyük zafer tecelli edecektir.
(Çok yaşa sesleri ve alkışlar)
Ben o zaferin muhakkak olduğuna kani bir adam olarak mesut ve mesrurum.”
(Çok yaşa, bravo sesleri ve alkışlar)
Böyle kayıtlar, tarihî kişiliklerin aslında bizim kadar insan olduklarını hatırlatıyor. Hayallerimizde ne kadar büyüklerse, aslında bir o kadar da bizdendiler. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü çoğu hükümdardan ayıran en önemli özellik de tam olarak budur.
Protokollerden sıkılıp sahilde halkın arasına karışan, salıncakta sallanan, çocuğuyla birlikte halk plajında yüzen, halkına elini öptürmeyen biriydi. Onun en büyük derdi halkıydı. Çünkü o da o halkın en alt tabakalarından gelmiş biriydi…

Kaynakça:
Celal Bayar “Atatürk’ten Hatıralar” (1955. Sel Yayınları. İstanbul. Syf: 111-113)
“Özgün Belgeler ve Fotoğraflarla Atatürk” (Syf: 142-143)