Geçtiğimiz günlerde bir beyaz eşya markasının Anneler Günü reklamı, bir köpeğe "annelik" yapan bir kadını gösterdiği için adeta linç edilerek yayından kaldırıldı. Gerekçe tanıdıktı: "Anneliğin kutsallığına hakaret." Peki, sahiden soralım: Annelik sadece biyolojik bir süreçten, bir insanı dünyaya getirmekten mi ibarettir? Bir kalbin bir başka can için çarpması, sadece DNA bağıyla mı meşrulaşır?
Sokakta ölmek üzere olan, bir deri bir kemik kalmış bir canı evine alıp; yaralarını saran, onu sabırla iyileştiren, korkularını sevgiyle silen bir kadının ya da erkeğin emeği "annelik" değilse nedir? Çocuğu olmayan, olmayı tercih etmeyen ya da hayatını patili dostlarına adayan birinin hissettiği o karşılıksız koruma içgüdüsünü hangi terazi tartar? Eğer bir kediye, bir köpeğe "anne" olmak anneliği küçültüyorsa; asıl küçülen annelik değil, bizim merhamet tanımımızdır.
Çünkü bu tartışmanın hemen ardında, çok daha sert ve soğuk bir gerçek duruyor: Sokaktaki canların yaşam hakkını elinden almaya hazırlanan o yasa tasarısı.
Bugün bir köpeğe "evladım" denmesine tahammül edemeyenlerin, yarın o köpeklerin sokaklardan toplanıp "uyutulmasına" sessiz kalması tesadüf müdür? Sorunu sadece "sokaktaki köpek" olarak görmek, buzdağının altındaki devasa ihmalleri görmezden gelmektir. Yıllardır uygulanmayan kısırlaştırma seferberliklerini, denetlenmeyen merdiven altı üretimleri, heves uğruna alınıp sokağa atılan cins köpekleri konuşmadan; faturayı sadece o masumlara kesmek ne kadar adildir?
"Toplayalım, barınaklara hapsedelim" demek, onları ölüme terk etmenin bürokratik yoludur. Oysa daha adil, daha yaşatan çözümler mümkün. Kısırlaştırmanın sistematik bir düzen haline getirilmesi, "satın alma, sahiplen" bilincinin yasal zorunluluklarla desteklenmesi...
Eğer biz, bir canı iyileştirip güzelleştiren o "annelik" şefkatini sadece evimizin içine hapsedersek ve sokaktaki canın yaşam hakkını bir güvenlik sorununa indirgersek, toplum olarak vicdan sınavında kalmışız demektir.
"Sonuç olarak; o reklamı linç eden zihniyetle, sokaktaki canları birer 'itlaf nesnesi' olarak görüp ölüme göndermek isteyen yasa tasarısını alkışlayanlar aynı çoraktan besleniyor: Sevgisizlikten ve tahammülsüzlükten.
Elbette sokaklarımızda güvenliği sağlamak, kontrolsüz popülasyonu durdurmak bir zorunluluktur; ancak bunun yolu vahşet değil, medeni ve yaşatan çözümlerdir. Bir köpeğe 'evladım' diyen bir kadının içindeki o karşılıksız şefkat dünyayı güzelleştirir; ancak bir canın yok oluşuna 'kamu düzeni' kılıfı uyduranların kalpsizliği bu toplumu çölleştirir.
Şimdi hepimiz bir karar vermek zorundayız: Bu dilsiz masumların elinden yaşam hakkını alıp vicdanen çölleşecek miyiz, yoksa o şefkate ve merhamete sahip çıkıp insanlığımızı kurtaracak mıyız? Çünkü unutmayalım; sokaktaki canları koruyamadığımız bir dünyada, kendi insanlığımızı da asla güvende tutamayız."