Ölümün yol açtığı kayıp ve yoksunluğa karşı, ölen kişinin yakınları ve sevenlerinin yaşamış olduğu duygusal sürece yas diyoruz. Yas, ölümle direkt olarak özdeşleştirilse de insan hayatında yaşanan bir çok önemli olayda da aslında biz farketmeden yas tutuyoruz. Eş kaybı, iş kaybı, ülke değişimi, yer değişimi gibi süreçlerde de aslında yaşadığımız dinamitler yasta yaşananlara çok benziyor. Yaşı yaşama şekli kültürler arası farklılık gösterse de kişiden kişiye de çok değişik bir şekilde seyredebiliyor. Bir kişi yasını hiçbir şekilde gözyaşı dökmeden yaşarken, diğer bir kişi kendi hayatına son verecek noktada yoğun bir şekilde yaşayabiliyor. Yasın bir standardı yok ama ortak semptomları var. Yaş sürecinde şu belirtileri görebiliyoruz: Bedensel tepkiler; baş ağrısı, göğüs ağrısı, göğüste sıkışma , boğazda düğümlenme, yutkunma güçlüğü hissi, bulantı, kusma, kabızlık veya ishal, nefes darlığı, çarpıntı, kaslarda seyirme, gerginlik ve kasılmalar, uyku düzensizlikleri, iştah değişiklikleri, halsizlik, ve yorgunluk. Yasta ortaya çıkan duygusal tepkiler de değişiklik gösteriyor. Ölümü inkar etme, üzüntü, ağlama, özlem, öfke, sıkıntı, güvensizlik, tedirginlik, aklını yitireceği ve delireceği korkusu, hayata karşı ilgi ve istek kaybı, hiçbir şeyden zevk alamama, hiçbir duygusu hissedememe, geleceğe dair umutsuzluk ve karamsarlık, yalnızlık ve çaresizlik. Eşlik eden ruhsal tepkiler ise; ölen kişinin hala yaşadığını var olduğunu hissetmek. Sesini duymak, hayalini görmek, hayat ve ölüm kavramlarını sorgulama şeklinde olur. Yaş doğal bir süreçtir ve muhakkak yaşanmalıdır. Çünkü yaşanmayan ya da ertelenen yas beraberinde psikolojik bozukluklar getirir.