İzmit’te artık alışkanlık haline gelen bir manzara var. Sabahın en yoğun saatleri… İnsanlar işine yetişmeye çalışıyor, çocuklar okullarına gidiyor, trafik desen zaten başlı başına bir çile. Ama bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de kaldırımları işgal eden marketlerle uğraşıyoruz!
Yeter artık kardeşim! Şu İzmit’in kaldırımlarını rahat bırakın!
Muhabirimiz Fatıma Nur Uçar, bu konuyu tam iki kez gündeme getirdi. Özellikle İzmit Bekirdere Başaran bölgesinde, sabahın en hareketli saatlerinde marketlere mal indirmek için kaldırımların işgal edildiğini haberleştirdi.
Peki değişen ne oldu?
Hiçbir şey!
Yine aynı manzara, yine aynı duyarsızlık!
Ben neden akan trafikte yürümek zorundayım?
Şimdi buradan açık açık soruyorum:
Ben kaldırım varken neden akan trafikte yürümek zorundayım?
Benim çocuğum okula giderken neden hızla geçen araçların hemen dibinden, neredeyse onlara teğet geçerek yürümek zorunda?
Bir anne, bir baba çocuğunu okula gönderirken neden kaldırımın işgal edilip edilmediğini düşünmek zorunda?
İnsan canı bu kadar mı kıymetsiz?
Sizin marketinize mal gelecek diye vatandaş canını tehlikeye atmak zorunda mı?
Kaldırım dediğiniz yer marketin deposu değil! Mal indirme alanı hiç değil!
Orası yayaların hakkı!
Mallarınızı sabahın köründe indirin kardeşim!
Kimse marketlere mal gelmesin, esnaf ticaret yapmasın demiyor.
Elbette mal gelecek, elbette indirilecek. Ama bunun da bir saati, bir düzeni, bir yöntemi olmalı!
Sabah çocukların okula, insanların işe yetişmeye çalıştığı saatlerde kaldırım işgal etmek nedir?
Madem mal indireceksiniz, bunu trafiğin ve yaya hareketliliğinin daha az olduğu erken saatlerde yapın!
Planlamanızı ona göre yapın!
Sizin işinizi kolaylaştırmak için vatandaşın hayatını zorlaştırmaya hakkınız yok.
Hele hele çocukların can güvenliğini riske atmaya hiç hakkınız yok!
İlla bir can mı yanmalı?
Asıl insanı öfkelendiren de bu!
Bir sorun yaşanıyor, haber yapılıyor, vatandaş tepki gösteriyor ama aynı manzara tekrar karşımıza çıkıyor.
Peki neyi bekliyoruz?
İlla bir çocuğa araba mı çarpmalı?
İlla bir vatandaş yaralanmalı mı?
İlla bir can mı yanmalı?
Sonra çıkıp geçmiş olsun mesajları mı yayımlayacağız? Sonra mı önlem alınması gerektiğini konuşacağız?
Bir insanın canı yandıktan sonra alınan önlemin ne anlamı kalacak?
Kaldırım işgali basit bir görüntü kirliliği değildir. Bu, doğrudan insan hayatını ilgilendiren bir güvenlik meselesidir.
Yetkililer, bu kaldırımlar kimin?
Buradan İzmit Belediyesi'ne, zabıta ekiplerine ve ilgili bütün yetkililere de sesleniyorum.
Bu kaldırımlar kimin?
Marketlerin mi, vatandaşın mı?
Sabah saatlerinde yaşanan bu işgallere karşı neden daha etkili bir denetim yapılmıyor?
Bir gazeteci aynı sorunu iki kez gündeme getiriyorsa, artık bu meselenin ciddiyetle ele alınması gerekiyor.
Vatandaşın güvenli şekilde yürüyebilmesi için illa şikâyet mi etmesi gerekiyor?
Kaldırımların yayalara ait olduğunu hatırlatmak bile başlı başına üzücü!
Kaldırımlar yayalarındır, nokta!
Bakın, bu mesele ne bir marketle ne de tek bir caddeyle sınırlı.
Bu mesele insan hayatına verilen değer meselesi!
O kaldırımda yürüyen kişi sizin anneniz olabilir, babanız olabilir, eşiniz olabilir. Sabah okula yetişmeye çalışan çocuk da sizin çocuğunuz olabilir.
O zaman da bu kadar rahat davranabilecek misiniz?
Kimsenin ticaretine karşı değiliz. Ama kimsenin ticareti, bir çocuğun canından daha değerli değil!
Artık yeter!
Marketler mal indirme saatlerini düzenlesin, yetkililer denetimlerini artırsın, kaldırımlar gerçek sahiplerine bırakılsın.
Çünkü bir gün o kaldırımda yürümek zorunda kalan kişi siz de olabilirsiniz.
Ve unutmayın:
KALDIRIMLAR MARKETLERİN DEĞİL, YAYALARINDIR!
İzmit’in şu kaldırımlarını rahat bırakın kardeşim!