İş yaşamında tükenmişlik çoğu zaman yoğun tempoya, bitmeyen hedeflere ya da uzun mesailere bağlanır. Oysa çoğu kişi için asıl yıpratıcı olan işin kendisi değil, iş yerinde üstlenilen görünmez duygusal rollerdir. Psikolojide bu durum, duygusal sömürü; gündelik hayatta ise daha çarpıcı bir ifadeyle duygusal vampirlik olarak tanımlanır.

Duygusal vampirler iş yerinde genellikle hemen fark edilmez. Çünkü yüksek sesle talepkâr değildirler; aksine sessizce yük bırakırlar. Sürekli şikâyet eden, sorumluluğu başkalarına devreden, kendi stresini ekibin üzerine boşaltan kişiler… Onların olduğu yerde birileri hep “idare eden”, “toparlayan”, “ortamı yumuşatan” olur. Çoğu zaman bu rol, empati becerisi yüksek çalışanlara düşer.

Bu dinamik aslında çoğumuza tanıdıktır; çünkü benzerini aile içinde öğrenmişizdir. Biz buna bir anlamda ‘’Evden işe taşınan roller’’ diyebiliriz. Çocukluğunda “uslu olan”, “anneni üzmeyen”, “babanı idare eden” çocuklar, yetişkin olduklarında da duygusal yük taşıma konusunda adeta eğitimlidir. Evde huzurun bedelini ödeyen çocuk, iş yerinde de ekibin duygusal tamponu olur. Böylece ailede başlayan rol, ofiste devam eder.

İş yerindeki duygusal vampirlik, aile içi ilişkilerdeki bakıcı rolünün profesyonel ortama taşınmış hâlidir. Sürekli başkalarının duygusunu düzenleyen, krizleri yatıştıran, herkesin yükünü omuzlayan çalışanlar; zamanla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atar. İlginçtir, bu fedakârlık çoğu zaman performans değerlendirmelerine bile yansımaz. Çünkü duygusal emek görünmezdir.

Aile bağlarında da benzer bir tablo vardır. Bir taraf sürekli anlayan, diğerleri sürekli anlaşılan olur. “Sen güçlü olanısın” cümlesi, hem evde hem işte bir iltifat gibi sunulur ama aslında bir yüktür. Güçlü olanın yorulmaya hakkı yoktur. İş yerinde “sen halledersin”, evde “sen idare edersin” denir. Hatta çoğu zaman ailenin en büyük çocuğu yükü hep üstlenen ve sırtında adeta semer olan bir kişi rolündedir. İşte, duygusal vampirlik tam da bu noktada beslenir.

İş yaşamında sınır koyamayan bireylerin büyük bir kısmı, aile içinde de sınırları erken yaşta ihlal edilmiş kişilerdir. Bu yüzden yöneticisinin stresini kendi sorumluluğu gibi hisseder, ekip arkadaşının işini üstlenirken suçluluk duymaz. Çünkü tanıdık bir senaryonun içindedir.

Oysa psikolojik olarak sağlıklı olan; işte rol tanımını, evde ise duygusal sorumluluğu net çizebilmektir. Herkesin yükünü taşımak, sevgi ya da aidiyet göstergesi değildir. Ne ailede ne işte…

Duygusal vampirliğin panzehiri kopmak değil, denge kurmaktır. “Hayır” demek, terk etmek değildir. Sınır koymak, sevgisizlik değil; öz saygıdır. İşini sevebilirsin, aileni sevebilirsin ama kendini ihmal ederek değil.

Çünkü sürekli veren, sonunda tükenir.

Tükenen biri ise ne iyi bir çalışan olabilir ne de sağlıklı bir aile üyesi.

Ve belki de en önemli soru şudur:

Birilerini ayakta tutarken, kendin ne kadar ayakta kalıyorsun?

Yine aynı dileklerimle,

Kalın sağlıcakla

Sinan Bayraktar