Türkiye'nin bir numaralı gündem maddelerinden biri olan beklenen Marmara depremine dair uzmanlardan ezber bozan bir analiz geldi. Jeoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Bektaş, son yıllarda yürütülen bilimsel araştırmaları inceleyerek bölgedeki fay segmentlerinin davranış biçimlerini yeniden masaya yatırdı. Son yedi sekiz yıla ait güncel jeofizik verilerini değerlendiren uzman isim, yıkım senaryolarının temelini oluşturan jeolojik beklentilerde ciddi bir mantık hatası bulunduğunu ileri sürdü.
Araştırmaların merkezinde, mega kentin hemen güneyinde konumlanan Kumburgaz-Çınarcık geçiş bölgesi bulunuyor. Ortaya çıkan son bulgular, bu spesifik alandaki fayın sığ derinliklerde kısmen süründüğünü, literatürdeki adıyla 'creep' hareketi yaptığını gösteriyor. Bektaş, bu sürünme eylemi sayesinde fayın sahip olduğu sismik enerjiyi kademeli biçimde harcadığını söylüyor. Bahsi geçen yavaş ve sürekli enerji boşalımı, bölge için yazılan büyük deprem kurguları açısından büyük bir soru işareti doğuruyor.
Fayın sismik geçmişi ile bugünkü davranış modeli arasındaki zıtlığa odaklanan Prof. Dr. Bektaş, kendi yaklaşımını şu sözlerle ifade ediyor:
"Eğer güncel verilerin gösterdiği gibi fay bu bölgede sinsi sinsi sürünüp enerjisini harcıyorsa; 1766 yılında tam da bu kesimi kapsayan 7,4 büyüklüğündeki Büyük İstanbul Depremi nasıl oluşabildi?"
YER ALTI AKIŞKANLARI VE ISI AKISI DENKLEME GİRMELİ
Bilim dünyasında tartışılan yeni çalışmalar bile tarihsel depremler ile güncel fay hareketleri arasındaki bu devasa uyuşmazlığa henüz net bir yanıt veremiyor. Çözüm için farklı dinamiklere odaklanmak gerektiğini savunan Bektaş, Marmara Denizi'nin altındaki yer altı akışkan hareketlerinin çok daha dikkatli incelenmesini istiyor. Sistemin doğru anlaşılabilmesi için bölgedeki yüksek ısı akısının da mutlaka sismik hesaplamalara dahil edilmesi gerekiyor.
Uzmanın paylaştığı bu veriler, Marmara Fay Hattı üzerindeki gerilim dağılımına dair bilinen tüm ezberleri sarsıyor. Hattın hangi kesimlerinin kilitli kalarak büyük bir enerji biriktirdiği, hangi bölümlerinin ise sürünerek bu enerjiyi sessizce tahliye ettiği konusundaki mevcut kabuller geçerliliğini yitirme tehlikesi yaşıyor. Prof. Dr. Bektaş, bütün bu parametreler ışığında İstanbul merkezli deprem beklentilerinin bilim dünyası tarafından sil baştan değerlendirilmesinin artık bir zorunluluk olduğunu bildiriyor.




