Türkiye’de “özgür insan” dendiğinde akıllara çoğu zaman iki uç görüntü gelir: Ya hayranlık uyandıran bir cesaret ya da mesafeyle karşılanan bir “fazla serbestlik.” Peki gerçekten özgür insan güvensiz midir, yoksa biz mi özgürlüğü yanlış okuyoruz?
Özgürlük, insanlık tarihinin en çok arzulanan ve en az anlaşılan kavramlarından biridir. Onu isteyen her nesil, elde ettiğinde ne yapacağını tam bilmeden peşinden koşmuştur. Belki de bu yüzden özgürlükle güvensizlik arasındaki ilişki, hiç kapanmayan bir tartışma olarak kalır önümüzde.
Özgür insan; kendi kararlarını verebilen, toplumsal baskılardan görece bağımsız düşünebilen ve hayatını kendi değerlerine göre şekillendirebilen birey olarak ele alınabilir. Türkiye’de ise özgürlük çoğu zaman “başına buyrukluk” ya da “kurallara uymamak” gibi algılanabildiği için, özgür birey ile güvensizlik arasında yanlış bir bağ kurulabiliyor.
Peki özgür insan gerçekten güvensiz midir?
Bir anlamda evet. Özgürlük, garantisizliktir. Kendi kararlarını alan insan, kendi hatalarıyla da yüzleşmek zorundadır. Devlet ona ne yapacağını söylemez, din ona ne hissedeceğini dikte etmez, toplum ona kim olacağını belirlemez. Bu muazzam bir güçtür; ama aynı zamanda ağır bir yüktür. Anlam aramak, kimlik kurmak, her sabah “bugün ne yapmalıyım?” sorusuna yanıt vermek… Bunlar varoluşsal bir gerilimdir ve gerilim, doğası gereği güvensizlik hissi üretir.
Ama öte yandan özgür olmayan insan da güvende değildir. Sadece güvensizliğinin farkında değildir. Başkasının kararlarıyla yaşayan insan, o kararların değiştiği gün bütün zeminini yitirir. Üzerine inşa ettiği hayat başkasının mülküdür. Bu tür bir güvenlik, kiraladığınız bir ev gibidir: Sizi barındırır ama eviniz değildir.
Gerçek güvenlik, dışarıdan gelmez. İçeriden inşa edilir. Kendi değerleriyle yaşayan, hata yapıp yeniden kalkan, belirsizliği kabullenebilen insan; özgürlüğünün bedelini ödemiş ve karşılığında sağlam bir zemin kazanmıştır. Bu zemin sarsılabilir, ama çalınamaz.
Özgür insan güvensiz midir? Belki anlık, evet. Ama uzun vadede, yalnızca özgür insan gerçekten güvenli olabilir. Çünkü güvenliğini başkasına emanet etmemiştir.
Asıl soru şu:
Topluma uyan ama kendi fikri olmayan biri mi daha güvenilirdir,
yoksa kendi doğrularıyla yaşayan ama farklı olan biri mi?
Belki de mesele özgür insanın güvensiz olması değil; bizim farklı olana karşı duyduğumuz temkinin, zamanla bir önyargıya dönüşmesidir. Özgürlükle güvensizliği aynı cümlede kullanmadan önce, güveni neye göre tanımladığımızı yeniden düşünmek gerekiyor.
Çünkü bazen en güvenilir insan, en çok kendisi olan insandır.