Amerikalı Ünlü yazar Joan Didion, üniversiteden mezun olup Onur Kulübü’ne alınmayı beklerken ve buna çok inanmışken reddedildiğini öğrendiğinde büyük bir düş kırıklığına uğradığında şu tarifi yapmıştı.

Bu olay benim için bir anlamda masumiyetin yitimidir. Artık ışıkların benim için sürekli yeşil yanacağının tatlı kesinliğini yitirdim. Çocukken bana onay kazandıran o pasif erdemlerin başarıyı, gururu ve sevgiyi garanti edeceğine olan saf inancı kaybettim. Öz saygım, işte böylesine güvenilmez tılsımlara bağlanmıştı.”

Dünyanın tekinsiz olduğunu ve biz bu dünyada yabancı olarak yer aldığımızı biliyoruz.

Yazara göre kendimize saygımızı kaybetmek, ödünç aldığımız bir kimlikle sınırı geçmeye çalışırken yakalanmaya benzer.

Özsaygı, bazen gerçekten pamuk ipliğine bağlı olabilir, hatta özellikle de kişi özsaygısını dış onaylara, başarılara ya da ilişkilerdeki dengelere fazla bağlamışsa durum daha da vahim hale gelebilir.

Kendimizi orantısızca suçladığımızda değersiz hissederiz. Bu da bizi başkalarının onayına muhtaç bırakır. İçten içe küçümsediğimiz insanların merhametine kalırız.

Zamanla, biri bir şey isteyecek korkusuyla telefonu açamaz, bir teklifi suçluluğa boğulmadan reddedemez hale geliriz, korkarız, çünkü özsaygımız zedelenir endişesi hâkim olmuştur.

O zaman her karşılaşma fazla gelir, sinirleri parçalar, iradeyi tüketir, cevapsız bıraktığımız küçücük bir mektubun hayaleti bile öyle orantısız bir suçluluk uyandırır ki, akıl sağlığımız dost çevremizde tartışma konusu haline gelir.”

Aslında öz saygı, zihnimizin oynattığı bütün kötücül sahnelere rağmen kendimize bütün olarak bakabilme iradesidir. Ama bunu, sorumsuz kişilerin yüzsüzlükleriyle karıştırmamak gerekir.

Yalnızca kendine saygısı olan insanlar, hatalarının sorumluluğunu içtenlikle üstlenebilir, yenilgiye rağmen mazeret üretmeden devam etmesini bilir.

Karakter, kendimizde değerli bulduğumuz ve başkalarının değer vermesini beklediğimiz kişilik özelliklerimizdir. Karakter doğuştan gelmez, disiplinle oluşur. Taklit edilemez ama geliştirilebilir.

Bu değerler çoğunlukla sabır, güven ve bağlılık gibi erdemlerde somutlaşır.

Karakterli insan, değer verdiği her şeyin bir bedeli olduğunu bilir ve o bedeli ödemeye hazırdır. Oyuna nadiren dahil olur ama oynadığında kuralları baştan kabul eder.

Eğer bir insanın özsaygısı, “beni insanlar beğenirse değerliyim” gibi dış koşullara dayanıyorsa, o koşullar değiştiğinde özsaygı da hızla sarsılır.

Yani biri eleştirir, bir hedef tutmaz, bir ilişki zedelenir ve o kişi bir anda kendi değerini sorgulamaya başlar. İşte bu durumda özsaygı pamuk ipliğine bağlıdır. Küçük bir olumsuzluk, tüm dengeyi bozabilir.

Buna karşın, kişi özsaygısını kendi değerlerine, çabasına, içsel bütünlüğüne dayandırdığında, o iplik çok daha sağlam hale gelir.

Özsaygı dışsal temellere dayanıyorsa kırılgandır, içsel temellere dayanıyorsa esnektir.

Öz saygısını yitiren kişi, sürekli kaçar ama eve vardığında kendini bulamaz.

Hayat yolculuğunda kaçınılmaz olarak hatalar, yanlış dönüşler yaparız. Öz saygı ve karakter, bunları sırtlayarak, bundan sonrasını değerlerimize uygun yaşayabilmemizi sağlar. Bize, kendimiz olma gücünü verir.

Ne kadar ertelersek erteleyelim; herkes kendi yarattığı o rahatsız yatağa uzanacaktır. O yatakta uyuyup uyuyamayacağımızı ise kendimize duyduğumuz saygı belirler.”

Kendimize anlamlı bir şekilde katkı sağlamak istiyorsak, yalnızca “kendini iyi hissetmek” değil, aynı zamanda “kendine saygı duyacak şekilde yaşamak”tır felsefesinden şaşmamak gerekir.

Küçük de olsa bir hedefe adım atmak, bir değere uygun hareket etmek, içten gelen bir gurur yaratır.

“Benim için gerçekten önemli olan nedir?” sorusunu düzenli olarak kendimize sorduğumuzda ve bu değerlere göre yaşadıkça, kendi içsel bütünlüğünü hissetmeye başladığınızı görüp benim dileğimle sağlıklı kalacağınız umudu güçlenir.

Kalın sağlıcakla,

Sinan Bayraktar