Çocuklukta başlayan bu süreçte, birçok insan koşullu sevgiyi deneyimler. “Aferin” almak için uslu olmak, sevilmek için başarılı olmak, dışlanmamak için uyum sağlamak...
Bu davranış kalıpları zamanla içselleşir. Yetişkinlikte de kişi, değerli hissedebilmek için sürekli dışarıdan bir onay arar.
Oysa dışsal onay, kumdan kaleler gibidir — bir dalga gelir ve tüm inşa yerle bir olur. Gerçek özdeğer, kendi iç sesine güvenmeyi öğrendiğinde oluşur.
Hayatta çoğu zaman farkında bile olmadan, “Acaba ne derler?” sorusuyla yaşıyoruz.
Bir gülümseme, bir “aferin”, bir beğeni butonu…
Hepsi kısa süreli tatmin sağlasa da bizi kendi içimizden uzaklaştırıyor.
Başkalarının onayına bağımlı yaşamak, bir süre sonra kimlik bulanıklığına yol açar. Kişi, kendi istekleriyle başkalarının beklentilerini ayırt edemez hale gelir. Bu kendini teslim etmenin bir bedelidir.
Birilerinin onayına ihtiyacı olan insanlar, hayır diyemez, çünkü reddedilmekten korkar.
Kendi fikirlerini söyleyemez, çünkü yanlış anlaşılmaktan çekinir.
Gerçek benliğini bastırır, çünkü uyum sağlamayı öğrenmiştir.
Zamanla bu durum, içsel çatışma, stres, tükenmişlik ve ilişkilerde dengesizlik yaratır. En acısı da insanın kendi gözünde değerini kaybetmesidir.
Birçok insan, farkında olmadan hayatını başkalarının beklentilerine göre şekillendirir. Beğenilmek, takdir edilmek ya da kabul görmek uğruna kendi iç sesini susturur. Oysa insanın gerçek özgürlüğü, kendi değerini dışarıdan değil, içeriden aldığı anda başlar.
Başkalarının onayı, adeta görünmez bir zincir veya pranga misali bizi kuşatır.
İnsanın doğasında sevilme ve kabul edilme arzusu vardır. Ancak bu doğal ihtiyaç, zamanla bir bağımlılığa dönüşebilir. Kimi zaman bir tebessüm, kimi zaman bir alkış ya da bir beğeni butonu; içimizdeki eksikliği kısa süreliğine doldurur. Fakat bu onay doyumu geçicidir ve insanı sürekli daha fazlasına muhtaç eder. Böylece kişi, “Ben kimim?” sorusuna değil, “Başkaları benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusuna odaklanır.
Kişi, özgür olduğunu sansa da düşüncelerini, kararlarını ve davranışlarını başkalarının yargılarına göre ayarlarken aslında kendi benliğini yavaş yavaş teslim eder.
Kurtuluşun yolu, kendini onaylamaktan geçer. Kendi kararlarını beğenebilmek, hata yapmaya izin verebilmek, kusurlu ama özgün bir insan olduğunu kabul edebilmek…hatta kendine dönmenin gücü olarak tanımlamak daha doğrusudur.
Kendini başkalarının ölçüsüne göre değil, kendi değer pusulana göre değerlendirmeye başladığında içsel özgürlük başlar.
Birinin seni beğenmemesi, senin eksik olduğun anlamına gelmez. Herkesi memnun etmek zaten imkânsızdır. Fakat kendini memnun etmek, mümkün ve değerlidir.
Kendini başkalarının onayına teslim etmek, kendi hayatının direksiyonunu başkasına bırakmaktır. Herkesi memnun etmeye çalışırken kendini tüketir.
Bu durumun sonunda iç huzur kaybolur, yorgunluk ve değersizlik hissi yerleşir.
Çünkü kendi onayını veremeyen bir insan, başkasının onayıyla tam olarak iyileşemez.
Oysa senin en büyük gücün, kendi iç sesini duymak, ona güvenmek ve o sese sadık kalmaktır.
“Beğenilmek güzel, ama onaylanmadan yaşayabilmek özgürlüktür.”
“Kendini başkalarının gözünde değil, kendi vicdanında değerli kıl.”
“Gerçek özgüven, kimsenin alkışına ihtiyaç duymamaktır.”
Kalın sağlıcakla
Sinan Bayraktar