Türkiye gayrimenkul piyasasında ipotekli konut satışlarının toplam satışlar içindeki payı, son 6 yılda belirgin bir düşüş kaydetti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Eylül 2026 Konut Satış İstatistikleri, konut sektöründeki finansman yapısının geçirdiği değişimi ortaya koydu. 2020 yılında uygulanan düşük faiz oranları ve krediye erişim kolaylıkları sayesinde %38,2 seviyelerine kadar yükselen ipotekli satış oranı, yüksek faiz ortamı ve kredi kısıtlamalarının etkisiyle Eylül 2026’da %16,4’e kadar geriledi.
"Finansmana Erişim Sektörün Geleceği Açısından Belirleyici"
İpotekli satışların toplam satışlar içindeki oranının %16,4 seviyesinde kalmasını değerlendiren Kocaeli Müteahhitler Birliği Başkanı, T.O.B.B. İnşaat Müteahhitleri Meclis Üyesi ve İMKON Genel Başkan Yardımcısı Oğuzhan Keleş, konut finansmanının önemine dikkat çekti. İlk kez ev sahibi olacak vatandaşlar için erişilebilir ve uzun vadeli finansman modellerinin geliştirilmesi gerektiğini belirten Keleş, sadece tüketici kredisinin değil, müteahhitlerin üretim finansmanına erişiminin de hayati olduğunu ifade etti. Keleş, “Vatandaşlarımızın konut sahibi olmasını kolaylaştırırken yeni konut üretimini de desteklemeliyiz. Finansman maliyetleri, arsa fiyatları ve inşaat giderleri üretim kararlarını doğrudan etkiliyor. Yalnızca talebi artıran değil, arzı da güçlendiren politikalar kalıcı denge açısından büyük önem taşıyor” dedi.
"Kalıcı Çözüm, Üretimi ve Konuta Erişim Desteklemekten Geçiyor"
Sürdürülebilir bir piyasa yapısı için kamu, yerel yönetimler ve sektör temsilcilerinin iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Keleş, arsa üretiminden finansmana, maliyetlerden kentsel dönüşüme kadar bütüncül bir yaklaşımın şart olduğunu ifade etti. Keleş, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Konut, vatandaşlarımız için temel bir ihtiyaç; inşaat sektörü içinse istihdamın, üretimin ve ekonomik hareketliliğin önemli bir parçasıdır. Amacımız yalnızca daha fazla konut satılması değil, güvenli ve nitelikli konutların erişilebilir hale gelmesi ve sektörümüzün üretim gücünü korumasıdır. Bunun için öngörülebilir finansman koşulları, planlı arsa arzı, üretim maliyetlerini gözeten düzenlemeler ve kararlı bir kentsel dönüşüm politikası birlikte yürütülmelidir.”



