Nasıl söylenir, nasıl ifade edilir, nasıl yazılır bilmiyorum...

Henüz lise kıyafetleri ile 17 yaşındayken tanışmıştım İsmet Çigit'le...

Çok sevdiğim babama yaptığım baskıların ardından, her zaman çalışmanın hayalini kurduğum Özgür Kocaeli'nin yolunu tuttuk.

Birlikte İsmet Çiğit'in karşısına geçtik.
Sevgili babam 'bu kız gazeteci olmak istiyor' dedi.

İsmet Çiğit; hem babacan, hem otoriter tavrıyla 'çok istiyorsa gelsin ama biz çok yoğunuz hiçbir şey öğretemeyiz kendi çabalarıyla öğrenecek' dedi.

Ama daha ilk karşılaşmamızda bana çok güvendiğini anladım ve artık İsmet Çiğit sayesinde hayattaki en büyük hayalimi gerçekleştirmiştim.

Özgür Kocaeli Gazetesi binasında, duayen gazetecilerle aynı havayı teneffüs etmenin mutluluğunu, şaşkınlığını ve gururunu yaşıyordum.

Her gün sabah erkenden gelerek, yine kuşkusuz ilimizin duayen gazetecisi Büyük Usta Murat Yoldaş'ın Yanında oturur, onun on parmak daktilo yazmasını izler, bana öğrettiği gibi her gün Özgür Kocaeli gazetesini iş ilanı sayfasına varana kadar okurdum.

Yazı İşleri Müdürümüz Ahmet Serimer'in beni habere göndermesini büyük heyecanla beklerdim.

Beklerken, oturduğum yerden masalarında çalışan ve hepsinin duayen olduğunu düşündüğüm Özgür Kocaeli personelinin tamamını tek tek izler, incelerdim.

İsmet Çiğit sayesinde henüz 17 yaşımda Kocaeli'in en çok satan ve okunan gazetesinde usta gazetecilerle birlikteydim.

Mütevazilik deyince, İsmet Çiğit desem abartmış olmam.

Gazetede bizimle birlikte çalışırdı. Ayrı bir odası yoktu.

Bu kendi isteğiydi. Bizimle birlikte çalışmak, sık sık bize takılmak, televizyondaki son dakika gelişmelerini bizimle birlikte yorumlamak, gazetenin birinci sayfasını büyük bir heyecanla yine bizlerle birlikte oluşturmaktan büyük keyif alırdı.

Tabi saat 17.00 yani gazetenin basılacağı saate yaklaşırken, şekerinin de yükselmesiyle hiddetlenirdi.

Bağırır, çağırır, manşet çıkınca rahatlar hepimizden özür dilerdi.

Şehir haberciliği İsmet Çiğit'ten sorulurdu bu kentte.

Ve tarafsız gazeteciliğin en önemli örneğiydi tartışmasız.

Gazetede müftü de yazı yazardı, aşırı sol isimler de.

Bir gün hiç unutmam Büyükşehir Belediyesi ile ilgili çok ağır bir manşet atmıştı.

Dönemin belediye başkanı, İsmet Çiğit'in de yakın dostu Sefa Sirmen sabahın erken saatinde İsmet Çiğit'e sitem etmek için gazeteye gelmişti.

Bir yandan birbirlerine bağırıp çağırıyorlar, bir yandan karşılıklı kahvelerini yudumlayarak kahkahalar atıyorlardı.

Sefa Sirmen bu ağır mansetten sonra gazetede yayınlanan belediye ilanını da kesmedi. Günümüzde moda çünkü...

Hiç bir haberi küçümsemezdi.
Bize de izin vermezdi.

Onun için doğum günü, okuma bayramı, kermes, açılış gibi haberler en önemli haberlerdi...

Ve daha bu satırlara sığdıramayacağım onlarca anı ve mesleki nitelikte dersler...

Kan bağının olmadığı onlarca kişiyle aile olmak, birlikte gülmek, birlikte ağlamak...

İsmet Çiğit benim için aileydi...

İsmet Çiğit gibi duayen bir gazetecinin öğrencisi olma şerefine nail olduğum için çok şanslı hissediyorum.

En son konuşmamızda ciddi sağlık sorunlarına rağmen yine her zamanki heyecanıyla işinin başına döndüğü için duyduğu mutluluğu dile getirmişti...

Satırlarıma son verirken, üzerimde çok büyük emeği olan Sevgili İsmet Çiğit'e sonsuz teşekkür ediyorum...

Bu kentten bir İsmet Çiğit geçti ve başka İsmet Çiğit gelmeyecek...