Her insan dünyanın kendisine göründüğü haliyle yaşadığını sanır. Oysa beynimiz, dışarıdan gelen verileri olduğu gibi aktaran bir kamera değildir; aksine, süzgeçlerden geçen, yorumlanan, anlamlandırılan bir deneyim üreticisidir. Bu yüzden “algı”, gerçeğin bir yansıması olmaktan çok, gerçeğe dair öznelleştirilmiş bir yorumdur. İşte tam da bu noktada algı bozukluğu dediğimiz durum ortaya çıkar: Gerçekle zihnin ürettiği yorum birbirine karışır.
Bazen anlatamazsınız ,ikna edemezsiniz ve belki de inanması gerektiği değeri bulduramazsınız.
İşte karşınızdaki kişinin algısı doğru yönde çalışmamış ve belki de algılama kapasitesinin ayarları bozulmuştur.
Bazen başımıza şu gelir. Gördüğümüz mü gerçektir, yoksa İnandığımız mı?
Algı bozukluğunun en çarpıcı yönü, kişinin dış dünyayı olduğundan farklı algılamasıdır. Sesler olduğundan yüksek duyulur, renkler soluk veya fazla parlak görünür, yüz ifadeleri tehditkâr ya da alaycı gibi algılanabilir. Bazen bir kapı tıklaması tehlike sinyali gibi yorumlanır, bazen sıradan bir bakış, “hakkımda konuşuyorlar” düşüncesine dönüşür.
Günlük hayatın stresi, uykusuzluk, yoğun kaygı bile zaman zaman küçük algı sapmalarına neden olabilir. Fakat bu bozukluk, bazı kişilerde daha derin ve süreğen bir hal alır; düşünceyi, duyguyu ve davranışı belirgin şekilde etkiler.
Algı bozukluklarının temelinde çoğu zaman zihnin içsel gürültüsü vardır. Duygu yükü arttıkça, beynin filtreleri zayıflar. Kişi kendi korkularını, beklentilerini veya travmalarını dış dünyaya yansıtmaya başlar. Kaygılı biri için her gölge bir tehdit,depresyondaki biri için her renk soluktur,
Hatta öyle tehlikeli bir hal alır ki,paranoyaya yatkın biri için her fısıltı bir komplo ihtimalidir.
Dijital Çağın Algıyı Bükmesi
Artık gerçeğin kendisinden çok, gerçeğin yansıtıldığı biçimle yaşıyoruz. Ben buna digital çağın algıyı bükmesi diyorum. Sosyal medyada idealize edilmiş hayatlar, yapılan ve üretilen değil yapan zekaya üretilmiş manipülatif haberler, filtreden geçmiş görüntüler, algoritmaların sunduğu daraltılmış bilgi alanı… Bütün bunlar, toplumsal ölçekte bir algı yorgunluğu ve hatta bozukluğunu tetikliyor.
Kişiler kendi gerçekliğinden emin olamaz hale geliyor. “Bu gerçekten oldu mu, yoksa bana mı öyle geldi?” sorusu modern insanın içinde gittikçe sık duyulur hale geliyor.
Ne yapalım dersek….
Gerçeğe dönüş yaparak algıyı onarmak mümkün olabilir.
Algı bozukluğu yaşayan bir kişi için en önemli adım, “gördüğüm, duyduğum veya hissettiğim şey her zaman doğrudur” düşüncesinden çıkabilmektir. Profesyonel destek almak, gerçeklik testi yapmayı öğrenmek, zihinsel filtreleri fark etmek ve duygusal yüklerle sağlıklı şekilde başa çıkmak algının yeniden dengelenmesini sağlar.
Gerçek bazen serttir, bazen karmaşık; ama o, güvenilir bir zemin sunar. Algı ise bu zeminde yürümeyi kolaylaştıran bir harita gibidir. Harita bozulduğunda yol kaybolur. Ama iyi haber şu: Haritalar yeniden çizilebilir.
Hadi durmayalım ,gelin yeni haritaları çizmeye başlayalım
Kalın sağlıcakla
Sinan Bayraktar