Bilim insanları yaşa bağlı görme kayıplarına çözüm bulmak için dikkat çeken bir çalışmaya imza attı. Belirlenen ilk hastanın gözüne tek dozluk özel bir enjeksiyon yapıldı. Bu müdahale, insan bedeni üzerindeki yaşlanma etkilerini durdurmak adına atılan çok büyük bir adımı temsil ediyor. Gözlem süreci öncelikle ilacın insan organizmasındaki güvenlik ve tolerans sınırlarını netleştirecek.
TEDAVİNİN ODAĞINDAKİ ÜÇ GENETİK KOD
Bilim insanları ER-100 formülünü üç farklı yeniden programlama geninden inşa etti. İşlevini kaybeden retina nöronları bu sayede genç hücrelerin biyolojik reflekslerini kazanıyor. Araştırmacılar doğrudan yaşlanmanın tetiklediği açık açılı glokom (OAG) ile arteriyel olmayan anterior iskemik optik nöropati (NAION) hasarlarını iyileştirmeyi planlıyor. İlk klinik testlerin göz bölgesinde yapılması tesadüf değil. Gözün vücudun diğer bölümlerinden izole yapısı, tedavi sırasındaki olası yan etkileri sadece enjekte edilen alanda hapsediyor.
KANSER RİSKİNE KARŞI HASSAS MÜHENDİSLİK
Laboratuvarda zararsız hale getirilen adeno ilişkili virüsler bu sistemde kurye görevi üstleniyor. Taşıyıcı virüsler OCT4, SOX2 ve KLF4 isimli üç transkripsiyon faktörünün kodlarını hedef hücrelere bırakıyor. Nobel ödüllü Yamanaka faktörlerini temel alan bu sistemde çok hayati bir ayrıntı dikkat çekiyor. Orijinal dizilimdeki "c-MYC" geni güvenlik gerekçesiyle formülden çıkarıldı. Bu gen hücrelerin hızla çoğalmasını sağlayarak kanserleşme riski yaratıyor. Uzmanlar tehlikeli geni eleyerek kontrolsüz doku büyümesini engelledi. Odak noktasına tamamen hücresel gençleşme alındı. Biyolojik dengedeki bu milimetrik ayar, yaşlanma karşıtı gen mühendisliği çalışmalarının insanlı deneylere geçişini mümkün kılan temel unsur oldu.
EPİGENETİK VERİ KAYBINI GERİ ALMA TEORİSİ
İnsan vücudundaki her hücrenin aynı DNA şifresini taşımasından hareket eden uzmanlar yaşlanmayı kalıcı hasardan ziyade epigenetik veri kaybı olarak değerlendirdi. Buna göre aslında yaşlanmanın nedeni hücrenin kendi kimliklerini unutması. Kendi kimliğini unutan hücrelerde tümör oluşma ihtimali de artıyor. Harvard Tıp Fakültesi Genetik Profesörü ve Life Biosciences kurucu ortağı David Sinclair süreci farklı bir perspektifle değerlendiriyor. Sinclair hücresel yaşlanmayı kalıcı bir hasardan ziyade epigenetik veri kaybı olarak tanımlıyor.
NÖRODEJENERATİF HASTALIKLAR İÇİN YENİ UMUT
Devam eden araştırmalar, kaybedilen bu hücresel verilerin geri yüklenme kapasitesini ölçecek. Mevcut gen terapisi DNA dizilimine dokunmuyor. Sadece genlere yeni talimatlar göndererek hücrelerin çalışma prensibini modernize ediyor. Merkezi sinir sistemine bağlı retina hücreleri hasar aldığında kendini doğal yollarla yenileyemiyor. Aktarılan genlerin ürettiği proteinler sayesinde glokom hasarlı sinirlerde onarım sürecinin başlaması hedefleniyor. Yöntem başarıya ulaştığı takdirde tıp dünyası yepyeni bir evreye girecek. Sadece optik bozukluklar değil, Alzheimer gibi yaşa bağlı gelişen birçok nörodejeneratif hastalığın tedavisinde de bu gençleşme formülü kullanılabilecek.




