Ünlü Rus yazar Tolstoy,yazılarında ve özlü deyişlerinde gerçeklerle yüzleşmemizi çok güzel anlatır.
“Yanlış bildiğimiz gerçekler, bilmediğimiz şeylerden daha tehlikelidir.”
Bu söz söylediğinde ne sosyal medya vardı ne de saniyeler içinde yayılan “kesin bilgiler”. Ama bugün baktığımızda, sanki tam da 21. yüzyıl insanını tarif ediyormuş gibi duruyor.
Artık bilmemek neredeyse imkânsız. Hatta bilmiyorum demek bile ayıp sayıldığı dönemlerdeyiz.
Bilgi her yerde. Asıl sorun, doğruyla yanlışın birbirine karışması. Bir başlık okuyoruz, bir video izliyoruz, bir cümle hoşumuza gidiyor ve hemen karar veriyoruz: “Bu doğru.” O andan sonra artık o bilgi bizim için tartışılmaz hale geliyor. Yapay zekada yapılan ve gerçeğe çok yakın olarak tasarlanan bir videoya milyonlarca kişi inanabiliyor.
Sosyal medyada dolaşan sağlık tavsiyelerini düşünelim. Bir gün “kahve zararlı” deniyor, ertesi gün “kahve mucize”. Bilmediğimiz bir konuda doktora danışabiliriz. Ama yanlış bildiğimiz bir şeyi doğru sanırsak, tedaviyi reddeder, uzmanı küçümseriz. İşte tehlike tam burada başlıyor. Bir hekim dostumun söylediğini gülümseyerek hatırlıyorum
“İnternette sağlığınız ile ilgili bir araştırma yaptığınızda vasiyetinizi de yazmayı unutmayın”
Ekonomi, siyaset, eğitim, hatta insan ilişkileri…
Herkes her konuda emin. Herkes uzman. Kimse “emin değilim” demiyor. Çünkü günümüzde kesin konuşmak, doğru konuşmaktan daha çok alkış alıyor. Yanlış bile olsa.
Toplum olarak en çok şunu yapıyoruz:
İşimize gelen bilgiyi doğru kabul ediyoruz.
İtiraz edeni “cahil”, “kötü niyetli” ya da “karşı taraftan” ilan ediyoruz. Böylece yanlış bildiğimiz gerçekler, zamanla birer toplumsal dogmaya dönüşüyor.
Mesela “Gençler artık çalışmak istemiyor” cümlesi.
Bu, bilmediğimiz bir gerçek değil; yanlış bildiğimiz bir yargı.
Gerçeği araştırmak yerine bu yanlışla hüküm verdiğimizde, bir kuşağı anlamak yerine suçlamayı seçiyoruz.
Tolstoy’un uyarısı bugün daha da anlamlı:
Bilmediğimiz şeyler bize soru sordurur.
Yanlış bildiklerimiz ise bize kesinlik hissi verir. Öğrenmenin yolu merak etmek ve soru sormaktan geçer.
Kesinlik, düşünmenin düşmanıdır.
En tehlikeli cümle şudur:
“Ben bunu biliyorum.”
Çünkü o cümleden sonra öğrenme durur.
Belki de bu çağda en devrimci tavır şudur:
“Yanılıyor olabilirim.”
Bu cümle ne zayıflıktır ne de geri adım.
Aksine, aklın ve vicdanın hâlâ canlı olduğunun göstergesidir.
Tolstoy’un dediği gibi, bizi asıl karanlığa sürükleyen cehalet değil;
yanlış bildiğimiz ve doğruluğundan hiç şüphe etmediğimiz şeylerdir.
Kalın sağlıcakla
Sinan Bayraktar