Hayatımızın her alanında aynı ikilemle karşılaşıyoruz.
“Acıyım mı, idare mi edeyim… yoksa artık akıllıca davranıp mesafe mi koyayım?”
Kulağa basit geliyor ama değil. Çünkü kimse “aptalca şefkatli” olduğunu kabul etmek istemez, hepimiz “bilge” tarafta olduğumuzu sanırız. Oysa gerçek, çoğu zaman tam ortalarda bir yerlerde dolaşır.
Ne tam merhametsiz, ne de tamamen fedakârız. Ama bu dengenin kaydığı yerler var ve işte orada hayatımızın yönü değişiyor.
Kimden, neyi, ne kadar esirgemeli; kime, nereye kadar verici olmalıyız?
Aptalca şefkat, bazen ve belki de çoğu zaman iyi niyetin kör noktası olabilmektedir.
Aptalca şefkat, temelinde kötü bir niyet taşımaz. Tam tersine, çoğu zaman saf iyi niyetten doğar.
Ama sorun şu.
İyi niyet, sonuçları otomatik olarak iyi yapmaz..
Örneğin, sürekli borç isteyen ama geri ödemeyen bir arkadaşınızı düşünün.Her seferinde “Zorda kalmış, kıyamıyorum” deyip veriyorsun. Belki bir iki sefer anlayış normal ama yıllar geçiyor, davranış hiç değişmiyor. O artık seni “kolay kaynak” olarak görüyor, sen ise kendi bütçeni, huzurunu, güven duygunu harcıyorsun.Burada yaptığın şey, şefkat gibi görünen bir tür kendine sabotaj.
Belki de hiç yapamadığımız yumuşak kalp, ama sağlam sınırları devreye almamız gerekiyor.
Bilge davranmak ve bilgelik, duygusuzluk değildir.
Akıllıca bilgelik, hem kalbini hem aklını devreye sokmaktır.
Çünkü akıllıca bilgelik“Evet” kadar “hayır”ın da sevgi taşıdığını bilir.
Yardımın, karşındakinin sorumluluğunu elinden almak olduğunu fark ettiği yerde durmayı bilir.Sınır koymanın bencillik değil, sağlıklı bir ruh hali olduğunu anlar.“Benim de bir hayatım, enerjim, limitim var” diyebilmektir.“Seni anlıyorum, zor durumdasın. Sana birkaç kez destek oldum ama bu durum artık bir döngüye dönüştü. Senin de sorumluluk alman lazım. Bu sefer yardım edemeyeceğim.”
Bu cümleyi kurmak kolay değil. Çünkü suçluluk duygusu tetiklenir:“Acaba çok mu sertim?”“Ya beni kötü bilirse?”“Ya gerçekten çok zor durumdaysa?
Yıllar evvel birçoğumuzun ilgiyle izlediği "Yaprak Dökümü" dizisindeki Hayriye hanım karakterini ve anekdotunu hiç unutmadık.
"Ali Rıza bey,ağzımızın tadı bozulmasın "
Dedikçe, iyi niyet göstergesi altında o sevimli ailesini çökertmişti. "Hayır ve Olmaz"denmesi gerektiği yerde,huzur bozulmasın mantığı ile ailesini ve kendini farkında olmadan sabote etmişti.
Aptalca şefkat ile akıllıca bilgelik arasında seçim yaparken, unutmayın.
Hem kalbimiz hem aklımız masada olmalı.
Sadece başkalarına değil, kendimize de şefkat göstermeliyiz. işte asıl bilgelik burada başlıyor.
Hayatımızda hep hatırlatmamız gerekeni hatırlatmak isterim.
Şefkat tuzağının her an yanımızda olduğunu bilelim ve hiç unutmayalım ki;
"Kendimizi tüketerek kimseyi gerçekten kurtaramayız"
Kalın sağlıcakla