“Hangisi Daha İyi?” Diye Sorunca Neden Yanılıyoruz? Acaba bu bir tercih yorgunluğu mu?
“Hangisi daha iyi?”
Masum bir soru gibi duruyor. Hatta akıllıca. Kıyas yapıyoruz ya, demek ki düşünceliyiz. Gelgelelim bu soru bazen karar vermeyi kolaylaştırmak yerine kararlarımızı bozuyor. Çünkü “daha iyi” arayışı çoğu zaman gerçeği değil, zihnin kurduğu sahneyi seçtiriyor bize.
Düşünün ki,tahsil yaşamınızın önemli bir evresi olan üniversite sınav sonuçlarınıza göre,tüm yaşam değerlerinize etki yapacak seçimi yapıyorsunuz. Kayıp ve kazanç ikisi bir arada başlıyor o anda.
Çoğu zaman seçerken “Daha iyi” dediğimiz şey genellikle tek bir ölçüte sıkışıyor. Telefon alırken kamera; iş seçerken maaş; ilişkiyi değerlendirirken “beni ne kadar mutlu ediyor?”…
Hayat bir tablo değil, tek sütunlu Excel hiç değil. Bir şeyi tek metrikle “daha iyi” yapınca, diğer sütunlardan sessizce eksiliyor,konfor bozuluyor , güven, zaman, sağlık, huzur zedelenebiliyor. Sonra da şaşırıyoruz: “Bu seçeneği istiyordum ama neden içim rahat değil?”
Diğer yönden baktığımızda kıyas sorusu bizi fark etmeden bir yarışa sokuyor. “Hangisi daha iyi?” dediğin anda seçenekler sanki ringe çıkıyor ve sen de hakem oluyorsun. Oysa mesele çoğu zaman “daha iyi” değil, “bana daha uygun”. Uygunluk kişisel bir şeydir; “en iyi” ise kalabalığın ortalaması. Kalabalığın ortalamasıyla yaşamak da insanı yavaş yavaş kendi hayatının misafiri yapar.
Seçenek arttıkça zihnimizin enerjisi azalır, karar kalitesi düşer. Buna ister “tercih yorgunluğu” deyin ister “karar kısıtlılığı”. Bir noktadan sonra beyin değerlendirme yapmaz; kaçış planı yapar. En çok pazarlananı seçer, en ucuzunu seçer, en pahalısını “kalite” sanıp seçer, ya da “sonra bakarım” diye erteleyip aslında seçimi zamana bırakır. Sonuç: karar sanki bizimmiş gibi görünür ama direksiyonda çoğu zaman yorgunluk vardır. Hatta düşünce vasıtasını bir çeşit kaçık rampasına sürmektir.
Kıyas, bizi “pişman olmayacağım” seçeneğe iter. Yani mutluluğun peşine değil, pişmanlığın kaçışına. En risksizi, en garanti görüneni, “millete açıklaması kolay” olanı seçeriz. Çünkü insan bazen kararını değil, kararının savunmasını satın alır. Kendine değil, olası eleştirilere göre yaşar. Sonra bir sabah uyanır ve şöyle der: “Ben bunu niye seçtim ki?” Cevap acıdır: “Çünkü anlatması kolaydı.”
Peki çözüm ne?
Belki de soruyu değiştirmek:
“Hangisi daha iyi?” yerine “Ben neyi önemsiyorum?”
“Hangisi daha iyi?” yerine “Bu seçim bana hangi bedeli ödetiyor?”
“Hangisi daha iyi?” yerine “Bir yıl sonra beni hangisi daha az yorar, hangisi daha çok büyütür?”
En büyük hata şudur: Hayatı, “en iyi seçenek” avına çevirmek. Çünkü hayat bir av değil; bir inşa. Her seçim, bir şey kazandırırken bir şeyden vazgeçirir. Olgun karar, “en iyiyi” bulmak değil; vazgeçtiğinin de farkında olarak seçmektir.
O yüzden bir dahaki sefere “hangisi daha iyi?” diye sorduğunda, kendine küçük bir iyilik yap:
Soruyu sustur.
Ölçütünü konuş,üç defa ölç,bir defa kes
Ve şunu hatırla: “Daha iyi” bazen sadece daha parlak olandır; daha doğru olan ise çoğu zaman daha sessiz.