İnsan, belki de en çok geleceği beklerken yoruluyor. Çünkü gelecek, hiçbir zaman gelmeyecekmiş gibi uzak; geldiğinde ise beklediğimiz şey olmaktan çoktan çıkmış oluyor. Hayatın büyük bir kısmı, “bir gün” diye başlayan cümlelerin gölgesinde geçiyor.
Geçenlerde bir araştırmacının yaklaşık 2 bin kişilik bir grupta yaptığı anketin sonuçları şöyle çıkıyor
Anketin can alıcı sorusu şu şekilde belirlenmişti.
Bu yıl genel olarak kendinizi nasıl hissettiniz ve bekledikleriniz nasıldır.?
· 842 kişi Kaygılı / zorlanmış
· 626 kişi Dalgalı ama yönetilebilir
· 425 kişi Tükenmiş / bitkin
· 96 kişi İyi ve dengede
Görüleceği gibi büyük orandaki cevaplarda beklentinin kaygılı ve zorlanmış olduğu, yaklaşık Yüzde 20’lik bir kesimin de tükenmiş ve bitkin olduğu görülüyor.
Beklemek çoğu zaman pasif bir hâl gibi görülür. Oysa insan beklerken de yaşar; düşünür, korkar, umut eder. Gelecek dediğimiz şey, takvim yapraklarından çok zihnimizde yer kaplar. Henüz yaşanmamış bir zaman dilimi, bugünü şekillendirecek kadar güçlüdür. Belirsizlik de tam burada başlar. Kontrol edemediğimiz ihtimaller, bizi ya harekete geçirir ya da yerimizde saymaya mahkûm eder.
Geleceği beklerken en sık yaptığımız şey, bugünü ertelemektir. Mutluluk biraz ileride, huzur şartlar değişince, başarı ise “zamanı gelince” yaşanacaktır. Oysa zaman, geleceği bekleyenlere karşı cömert davranmaz. Sessizce akar ve çoğu zaman geriye dönüp baktığımızda fark ederiz: Aslında beklediğimiz şey değil, kaçırdığımız anlar ağır gelmiştir. Öyle bir akış yaşanırsınız ki, eskiler çok iyi bilecektir, aynen duvara astığınız ‘’Saatli Maarif’’ takvimi 01.01.2026 yılı gösterdiğinde, bir bakarsınız ki, 31.12.2026 yaprağını koparıyorsunuz. Belki bir rüya ve belki de bir halüsinasyon gibi hızla akıp giden zaman misali.
Yine de insan umutsuz yaşayamaz. Beklemek, aynı zamanda umuda tutunmaktır. Küçük bir ihtimal bile, insanı ayakta tutmaya yeter. Ancak umut ile hazırlık arasındaki farkı iyi ayırt etmek gerekir.
Ünlü düşünür ‘’Seneca’nın çok değerli bir sözü vardır. ‘’Şans, hazırlık ile fırsatın karşılaştığı köşe başıdır’’
Geleceği beklemek başka, geleceğe hazırlanmak başkadır. İlki bizi oyalayabilir; ikincisi ise dönüştürür.
Belki de asıl soru şudur: Gelecek mi bizi bekliyor, yoksa biz mi sürekli onu? Cevap net değil. Ama bildiğimiz bir şey var: Gelecek geldiğinde, onu nasıl karşıladığımız, beklerken ne yaptığımızla doğrudan ilgilidir.
Yine bir takvim yaprağı koptu ve ben bu yazıyı yazarken kopan yaprak 29 Aralık, açılan yaprak 30 Aralık ve gelecek yaprak 31.12 olarak karşımıza çıkıyor.
Bu yüzden beklerken durmak yerine, beklerken olgunlaşmayı seçmek gerekir. Çünkü gelecek, sabırla bekleyenleri değil; bilinçle hazırlananları daha çok hatırlar.
Beklentileri umutsuz ve pesimist yaklaşımlarla yönettiğimizde ise yukarıdaki araştırmaların sonucunda oluşan rakamlar karşımıza çıkmaya devam eder.
İçinizden şöyle duygular geçtiğine eminim;
Bu ülkede umutlu olmak zor, geleceğimizi beklerken endişelenmemek imkânsız, ne olacağımız belli değil, seslerini duyabiliyorum.
Şuna inanın ki bizim kuşağımızda çok daha zor ve umutsuz günlerimiz vardı. Ülke karmakarışık ve kaos içerisinde ve Üniversitelerde can emniyetimiz bile yok gibiydi.
O durumda bile umudumuzu kırmadık, tükenmedik, karamsarlıkları bir kenara koyduk ve önümüze baktık.
Bakmasaydık ileriyi göremezdik.
Gençlik yıllarımda bir yaşlı bilgenin bana söylediği sözü hep hatırımda tuttum ve tutmaya da devam ediyorum.
‘’Geriye çok uzun süre bakma, boynun ağrır ve boynun tutulur’’
Siz de ileriye daha dikkatli bakmanız umuduyla mutlu yıllarınız olsun dileklerimle,
Kalın sağlıcakla