Kocaeli, Bitinya, Roma, Bizans gibi büyük imparatatorluklara başkanetlik yapmıştır. Osmanlı'dan Cumhuriyet tarihine uzanan geniş bir tarihi yelpazeye sahiptir. Tarih boyunca üzerinde var olan medeniyetler, tarihten günümüze Kocaeli üzerinde pek çok eser bırakmışlarıdır.
İşte Kocaeli'de yer alan tarihi mekanlar ve özellikleri:
Kasr-ı Hümayun
İzmit'teki Kasr-ı Hümayun, yani "Padişah Sarayı", Kocaeli'nin en görkemli yapılarından biridir.
Bugün ayakta olan bu güzel sarayı Sultan Abdülaziz yaptırdı. (Aslında çok daha önce, IV. Murat zamanında burada ahşap bir saray varmış ama deprem ve yangınlarda yıkılıp gitmiş.)
Saraya baktığınızda size de Dolmabahçe'yi anımsatabilir,çünkü mimarı, Dolmabahçe Sarayı'nı da yapan ünlü Balyan Ailesi'nden Karabet Amira Balyan'dır. Bu yüzden buraya "Mini Dolmabahçe" de denir. Dışı mermer kaplı, içi ise sütunlar ve harika tavan süslemeleriyle dolu. Özellikle tavanlardaki o güzel işlemeler, dönemin ünlü Fransız ressamı Sason'un eseri.
Burası sadece mimarisiyle değil, ağırladığı misafirlerle de çok önemli. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere birçok padişah ve önemli devlet adamı burada konaklamış.
Cumhuriyet'ten sonra uzun yıllar (1967'ye kadar) valilik binası olarak kullanılmış, ardından da İzmit Müzesi olmuştur.
İzmit Saat Kulesi
İzmit'in tam kalbinde, Saray Müzesi (Kasr-ı Hümayun) ile Atatürk Heykeli'nin hemen arasındaki o zarif Saat Kulesi, şehrin en önemli simgelerinden biridir.
İzmit Saat kulesi , Sultan II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yıl dönümü şerefine, 1902 yılında yaptırılmış. Yapımına öncülük eden kişi ise o dönemin Kocaeli Valisi Musa Kazım Bey'dir.
Mimarisi de çok özeldir, ünlü mimar Vedat Tek'in ilk eserlerinden biri olan bu kule, Neoklasik tarzın güzel bir örneğidir. Yapımında sadece mermer değil, aynı zamanda bölgenin kendi malzemesi olan Hereke ve Tavşancıl'dan getirilen özel traverten taşlar kullanılmıştır.
Hünkar Çayırı | Hünkar Çeşmesi
Tarih 1481, Fatih Sultan Mehmet, yani "Hünkar", yeni bir sefer için ordusuyla İstanbul'dan yola çıkar. 27 Nisan Cuma günü, otağını, yani padişah çadırını, işte tam bu çayıra kurar.
Fatih, burada aniden hastalanır. Durumu hızla kötüleşir ve sefer durmak zorunda kalır. Sadece birkaç gün sonra, 3 Mayıs 1481'de, İstanbul'un Fatihi, tam da bu çayırda, otağında hayata gözlerini yumar. İşte bu yüzden buranın adı o günden beri "Hünkar Çayırı" olarak anılır.
Burada ki çeşme, Fatih'ten çok daha sonra, 1659 yılında yaptırılmış. Sultan IV. Mehmet döneminin sadrazamlarından İbrahim Paşa, hem Fatih'in anısını yaşatmak hem de o dönemde ana yol güzergahı üzerinde bulunan bu noktada yolcuların ve orduların su ihtiyacını karşılamak için bu kalıcı bir eser olarak inşa edimiştir.
Hünkar Çayırı'nda dolaşırken, sadece doğanın değil, aynı zamanda Osmanlı imparatorluğun en büyük padişahlarından birinin son nefesini verdiği topraklarda yürüdüğünüzü unutmayalım.
Sırrı Paşa Konağı
İzmit'in en zarif, en "Instagram'lık" yapılarından biridir . Körfez'e hakim o tepeden size adeta gülümser.
Bu 4 katlı muhteşem ahşap konağı 19. yüzyılda yaptıran kişi, dönemin valisi (Mutasarrıfı) Selim Sırrı Paşa'dır ve konağın mimari planını da bizzat kendisi çizmiştir!
Geleneksel Osmanlı konak mimarisinin tüm özelliklerini taşır; yani haremlik ve selamlık olarak iki ayrı kısımdan oluşur.
Konağın içi ise ayrı bir sanat galerisi gibidir. Duvarlar, o dönemin modasına uygun manzara resimleri ve nakış gibi görünen zengin "kalem işi" bezemelerle doludur. Hatta o kadar kalitelidir ki, bu süslemeleri yapan ustaların, o sırada İstanbul'daki Dolmabahçe Sarayı'nın restorasyonunda çalışan ressamlar olduğu rivayet edilir.
Çoban Mustafa Paşa Külliyesi
Çoban Mustafa Paşa gerçekten de gençliğinde çobanlık yaparken fark edilen birisi olduğu için adının başına Çoban Ünvanı konmuştur.
Yavuz Sultan Selim'in dikkatini çekip onunla Mısır Seferi'ne katılması hayatının dönüm noktası olur. Orada Piri Mehmet Paşa'nın himayesine girer ve devlet kademelerinde hızla yükselmeye başlar. Önce Kapıcıbaşı, ardından Rumeli Beylerbeyi olur. Başarısı o kadar göz doldurur ki, sonunda Yavuz Sultan Selim'in kızıyla evlenir.
Kariyerinin zirvesine ise Kanuni Sultan Süleyman döneminde vezirlik yaparak ulaşır ve 1529'da İstanbul'da vefat eder.
Mustafa Paşa, vefatından hemen önce, 1523 yılında, Kocaeli'nin Gebze ilçesine imzasını atar. Burası, İstanbul'dan Anadolu'ya giden ana sefer ve hac yolu üzerinde olduğu için stratejik bir noktadır.
Oraya sadece bir cami değil, bir külliye inşa ettirir. Bu külliye, o dönemki bir yolcunun veya bölge halkının tüm ihtiyacını karşılamak için tasarlanmıştır. Külliye Cami, türbe, medrese, kütüphane, kervansaray, darüşşifa, imarethaneden meydana gelmektedir.
Orhan Cami
Burası sadece eski bir cami değil, İzmit'in Türk toprağı olmasının yaşayan bir sembolüdür.
Eğer bir Cuma günü yolunuz düşerse, çok etkileyici ve nadir bir ana tanıklık edersiniz, imam, hutbeye kılıçla çıkar!
Bu sıradan bir ritüel değil, yüzlerce yıllık bir Osmanlı geleneğidir.
1332 yılında, o zamanki adıyla Nikomedya olan İzmit, nihayet fethedilir. Şehri fetheden komutan, Sultan Orhan Gazi'nin oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa'dır. Süleyman Paşa, bu büyük zaferin nişanesi olarak şehrin ilk camisini inşa ettirir, ancak büyük bir saygıyla onu babası Orhan Gazi adına yaptırır.
Osmanlı geleneğinde eğer bir şehir savaşarak, yani "kılıç hakkıyla" alındıysa, oradaki merkez camide Cuma hutbesi egemenliğin sembolü olarak kılıçla okunurdu. İzmit'teki Orhan Camii de, fethi simgeleyen bu kadim geleneği günümüzde hâlâ yaşatan çok özel yerlerden biridir.
Caminin hemen yanı başındaki küçük mezarlığa bakarsanız, buranın yüzyıllar boyunca ne kadar önemli bir merkez olduğunu da anlarsınız. Orada, caminin eski imamlarının, yanındaki medresede ders veren hocaların ve bazı şeyhlerin mezarları bulunur.
Kaiser Wilhelm Köşkü
Hereke'nin sahilinde yer alan ve mimari zarafetiyle dikkat çeken Kaiser Wilhelm Köşkü'nün, Osmanlı İmparatorluğu'nun diplomatik bir jesti olarak rekor sürede inşa edildi. Köşkün, Sultan II. Abdülhamit'in emriyle Alman İmparatoru II. Wilhelm'in ziyareti için özel olarak hazırlandı.
Tarihi kayıtlara göre, İmparator Wilhelm'in Kocaeli ziyareti kesinleşince, devletin şanına yakışır bir ağırlama mekanı için hummalı bir çalışma başlatıldı. Sultan II. Abdülhamit'in talimatıyla, köşkün inşası İstanbul'daki Yıldız Sarayı'nda gerçekleştirildi.
ÇİVİ KULLANILMAYAN TEKNOLOJİ
İtalyan Mimar Raimondo D’Aronco tarafından tasarlandığı düşünülen yapı, bütünüyle ahşap malzemeden ve tek bir metal çivi dahi kullanılmadan, özel bir tekne yapım tekniğiyle ,geçme sistemi sadece üç hafta içinde tamamlandı.
DENİZ YOLUYLA TAŞINDI, BİR GÜNDE KURULDU
İstanbul'da üretimi tamamlanan köşk, daha sonra parçalar halinde gemilere yüklenerek deniz yoluyla Hereke'ye nakledildi. Parçaların montajı ise, dönemin lojistik ve mühendislik kabiliyetini gösterir şekilde, yalnızca bir günde tamamlanarak köşk ziyarete hazır hale getirildi.
Köşkün iç tefrişatında, ziyaretin amacına uygun olarak dünyaca ünlü Hereke Fabrikası'nda dokunan en nadide ipek halılar, döşemelik kumaşlar ve perdeler kullanıldı. Eşsiz mimarisi ve tarihi önemiyle ayakta duran yapı, Osmanlı'nın son dönemindeki mimari ve diplomatik dehasının bir kanıtı olarak kabul ediliyor.
İzmit Tren Garı | İzmit Tren İstasyonu
Kocaeli'nin simgesel mimari yapılarından biri olan tarihi İzmit Tren Garı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemindeki en stratejik ulaşım projelerinden olan Anadolu Demiryolları , Bağdat Demiryolu hattının önemli bir parçası olarak inşa edilmiştir.
Bölgeye ilk demiryolu hattı 1873 yılında ulaşmış olsa da, günümüze intikal eden mevcut gar binası, Sultan II. Abdülhamit döneminde (1876-1909) yürütülen büyük demiryolu hamlesi kapsamında, Alman mimar Otto Ritter tarafından tasarlanmış ve 1908 yılı civarında hizmete açılmıştır. Yapı, dönemin mimari özelliklerini yansıtan Neoklasik üslupta, kesme taş malzeme kullanılarak Prusya mimari ekolüne uygun bir tarzda inşa edilmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul-Ankara arasındaki seyahatlerinde ve İzmit ziyaretlerinde bu istasyonu defalarca kullanmıştır. Cumhuriyet tarihi açısından en önemli hadiselerden biri, Atatürk'ün 16 Ocak 1923'te, Cumhuriyetin ilanından hemen önce gerçekleştirdiği ve modern Türkiye'nin geleceğine dair mühim mesajlar verdiği tarihi İzmit Basın Toplantısı için şehre bu gardan intikal etmesidir.
Demirciler Konağı
Kocaeli'nin Dilovası ilçesine bağlı Demirciler köyünde yer alan ve Hacı Ali Ağa Konağı olarak bilinen tarihi yapı, 19. yüzyıl Geç Osmanlı sivil mimarisinin bölgedeki en müstesna ve korunmuş örneklerinden biridir. Yaklaşık 1878-1894 yılları arasında, dönemin yerel idarecilerinden (Voyvoda) Hacı Ali Ağa tarafından inşa ettirilmiştir. Geleneksel Türk evi plan tipine uygun olarak haremlik ve selamlık bölümlerinden oluşan konak, ahşap karkas teknikle, zengin bir mimari anlayışla ve dönemin eklektik zevkine uygun olarak tasarlanmıştır.
Konağın asıl alametifarikası ve onu Kocaeli coğrafyasında benzersiz kılan özelliği, iç mekan duvarlarını ve tavanlarını kaplayan paha biçilmez kalem işi bezemeleridir. Bu freskler, sadece geometrik ve bitkisel desenlerle sınırlı kalmayıp; İstanbul Boğazı'ndan manzaralar, yelkenli gemiler, cami tasvirleri, natürmort meyve tabakları ve Avrupa (Barok/Rokoko) etkili süsleme sanatının nadir örneklerini barındırır.
Akçakoca Bey Anıt Mezarı
Akçakoca Bey , Osman Gazi'nin en güvendiği akıncı beylerinden biriydi. 1234-1328 yılları arasında yaşamış ve tüm ömrünü, bu toprakları, yani Kocaeli yarımadasını bir Türk-İslâm yurdu haline getirmeye adamıştır.
Akçakoca Bey, durmak bilmeyen bir akıncıydı. 1326'da önce Kandıra'yı ve çevresini fethetti. Ardından, Konur Alp ve Abdurrahman Gazi gibi diğer efsanevi komutanlarla omuz omuza vererek Kartal yakınlarındaki Aydos Kalesi'ni ve Samandıra Hisarı'nı aldı. Onun akınları İzmit'ten Üsküdar'a kadar olan tüm hattı zorluyordu.
En büyük hedefi, bölgenin kalbi olan İzmit'in (Nikomedia) fethini tamamlamaktı. Ancak ne yazık ki, şehrin düşüşünü görmeye ömrü vefa etmedi. 1328 yılında, İzmit'in fethinden hemen önce, Kandıra yakınlarındaki bir tepede vefat etti.
Eski Türk adetlerine uygun olarak, otağını kurduğu ve vefat ettiği o tepeye defnedildi. Vefatının ardından, onun fethettiği ve uğruna can verdiği bu topraklara, ona ithafen "Koca'nın Yurdu" anlamına gelen "Koca-ili" adı verildi.
Eğer yolunuz Kandıra'ya düşerse, bölgenin en yüksek tepesi olan (400 metre rakımlı) Babadağ'a mutlaka çıkın. Akçakoca Bey'in anıt mezarı, onun göçebe akıncı ruhunu yansıtan sembolik bir "Türk Otağı" yer almaktadır.
İzmit Tarih Koridoru | Kapanca Sokak
Kocaeli'nin tarihi kent merkezinde, Akçakoca Mahallesi'nde konumlanan Tarihi Kapanca Sokağı, 19. yüzyıl Osmanlı sivil mimarisinin günümüze ulaşan en değerli örneklerini barındıran önemli bir sit alanıdır. Eğimli bir yamaç üzerine kurulu olan sokak, dönemin mimari estetiğini yansıtan, geleneksel ahşap karkas yapıların hakim olduğu özgün dokusuyla dikkat çeker. Sokak üzerindeki bu tarihi evlerden 18 adedi, Kocaeli Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescil edilmiş ve yasal koruma altına alınarak gelecek nesillere aktarılması güvence altına alınmıştır.
Sokağın tarihi kimliği, gerçekleştirilen restorasyon ve yeniden restarasyon projeleriyle kültürel bir merkez haline getirilmiştir. Bu kapsamda, yokuş üzerinde yer alan tarihi konaklardan biri Kocaeli Basın Müzesi olarak düzenlenmiştir. Müze, kentin hafızasını oluşturan tarihi gazete kupürleri, döneme ait matbaa ekipmanları ve basın teknolojisi objelerinden oluşan zengin bir koleksiyonla ziyaretçilerine bir devrin panoramasını sunmaktadır.
Pembe Köşk
İzmit'te Yukarı Pazar'daki Pembe Köşk adını, yoldan geçerken insanın başını çevirip bir daha baktıran o tatlı, dikkat çekici pembe renginden alıyor.
Bu köşk, 19. yüzyıl mimarisinin klasik ve zarif bir örneği. Aslen burada yaşayan gayrimüslim bir aileye aitmiş, daha sonra Hazine'ye devredilmiş.
Mimarisine baktığınızda, bir bodrum kat üzerine üç katlı olduğunu görürsünüz. O dönemin yaygın tekniğiyle, yani ahşap bir iskelet üzerine "Bağdadi sıva" ile yapılmış.
Binayı hemen fark etmenizi sağlayan en güzel detayları ise, o eski tip "giyotin" (yukarı aşağı kayan) pencereleri ve ikinci katının "eli böğründe" denilen geleneksel ahşap destekler üzerinde dışarıya doğru taşan cumbalı tasarımıdır.
Saatçi Ali Efendi Konağı
İzmit'te, Veli Ahmet Mahallesi'nin dik yokuşlarından birinde, Körfez'e hakim bir yamaçta duran Saatçi Ali Efendi Konağı, şehrin ayakta kalan en eski ve en zarif konaklarından biridir.
Bu yapı, bizi zamanda oldukça geriye, 1776 yılına, yani Sultan I. Abdülhamit dönemine götürür. Aslında konak ilk yapıldığında İzmit'in köklü ailelerinden Gümüşlüoğlu Ailesi'ne aitti. Daha sonra İzmitli bir saat ustası olan Ali Efendi'nin mülkiyetine geçtiği için günümüzde bu isimle anılmaktadır.
Konağı bu kadar özel kılan şey, 18. yüzyıl Osmanlı sivil mimarisinin tüm inceliklerini taşımasıdır.
Portakal Hafız Konağı
Burası, bir zamanlar Osmanlı Mebuslar Meclisi'nde İzmit'i temsil eden, yani milletvekilliği yapmış Hafız Rüştü Efendi'ye aitmiş.
Ancak Hafız Rüştü Efendi'nin yüzü, rivayete göre oldukça yuvarlak hatlara sahipmiş. İzmit halkı da o hazırcevaplığıyla kendisine "Portakal Hafız" lakabını takmış. Zamanla bu lakap, konağın kendisine de sirayet etmiş ve adı "Portakal Hafız Konağı" olarak kalmış.
Konağın kendisi, 19. yüzyıl Türk ev mimarisinin çok tipik özelliklerini taşır. İç planına baktığınızda, geleneksel üç sofalı bir düzene sahip olduğunu görürsünüz. O dönemin İzmit evlerinde sıkça rastlanan dikdörtgen pencereleri ve özellikle binayı güneşten ve yağmurdan koruyan geniş saçakları, konağın en belirgin mimari imzalarıdır.
Üç Tepeler Tümülüsü
İzmit'in hemen dışında üç tepeler mevkiinde, Kabaoğlu köyüne doğru gittiğinizde sizi karşılayan o gizemli tepeler. Onlar aslında sadece coğrafi bir yükselti değil, yüzlerce yıllık bir tarihin üstünü örten anıt mezarlardır.
Burası, antik Nikomedia'nın soylu ve zenginlerinin defnedildiği bir nekropol (mezarlık) alanıdır.
İzmit'in merkezine sadece birkaç kilometre mesafede olan bu bölge, adını tam da bu tepelerden alıyor. Toplamda yedi adet oldukları bilinen bu yığma mezarlara tümülüs deniyor. Üçü köyün içinde, dördü ise biraz daha dışında kalmış durumda.
Bu mezarların, bir zamanlar bu topraklarda hüküm sürmüş Bithynia Kralları'na veya Roma döneminin çok üst düzey yöneticilerine ait olduğu düşünülüyor.
Gültepe Nekropolu
İzmit'in Çukurbağ mevkiinde, o meşhur Vali Konağı'nın hemen alt tarafında, yol çalışması sırasında tesadüfen bulunan muazzam bir arkeolojik alan . Burası tam anlamıyla bir "ölüler şehri" yani Nekropol. Zaten kelime de eski Yunanca'da tam olarak bu anlama geliyor.
Bu alanı bu kadar özel kılan şey, bir yol çalışması kepçesinin tesadüfen ortaya çıkardığı katman katman tarih. Orada sadece basit mezarlar bulunmadı:
Hipojeler (Hypogeum): En ilginç buluntulardan biri bu. Bizans dönemine ait, yerin altına oyulmuş, "kutsal yapı" olarak da tanımlanan özel yeraltı mezar odaları bulundu.
Roma Lahitleri: Daha üst katmanlara bakıldığında, MS 2. ve 3. yüzyıllara (Roma Dönemi) ait, zengin işçilikli taş lahitlere rastlandı.
Kiremit Mezarlar (Kemiklikler): Belki de en farklı buluntu buydu. Roma döneminde, cesetlerin yakıldıktan veya kaynatıldıktan sonra arta kalan kemiklerinin muhafaza edilmesi için kullanılan, üçgen şeklinde pişmiş topraktan yapılmış özel "kemiklikler" (ostotekler) de bu alanda ortaya çıkarıldı.
Kısacası, Çukurbağ'daki bu Nekropol alanı, bize Antik Nikomedia'dan Bizans'a kadar binlerce yıl boyunca insanların ölüme nasıl baktıklarını, ölülerini nasıl gömdüklerini ve onlara nasıl saygı gösterdiklerini katman katman gösteren çok değerli bir tarih hazinesi.
Koca Lahdi
Bölgede "Roma Mezarı" olarak bilinen bu yapı, MS 2. yüzyıldan kalma, Bithynia bölgesine özgü tipik bir Roma lahdidir.
Taş lahdin bir yüzünde bir erkek, bir kadın ve bir hizmetçi figürü kabartma olarak işlenmiştir. Denize bakan tarafında ise çok dokunaklı bir kitabe (yazıt) bulunur.
Kitabede, lahdi yaptıran Poidonei ve Tatia çiftinin ağzından şunlar yazar:
“Biz yaşarken bu lahdi kendimize hazırlattık. Yoldan geçenlere ve denizden geçenlere selam olsun.”
Kilizdere Köprüsü | Başiskele
Şu an durduğu yer, onun orijinal yeri değil.
1998'de, o büyük "Dört Hatlı Demiryolu" inşaatı sırasında, köprü tam yolun üzerine denk geliyordu.
Neyse ki, tarihi eseri yıkmak yerine, Koruma Kurulu'nun kararıyla köprü dikkatlice söküldü ve 50 metre ileriye, bugünkü yerine aslına uygun olarak yeniden inşa edildi.
Eskihisar Kalesi | Darıca
Burası, bir zamanlar İzmit Körfezi'nin güney girişini kontrol eden kilit bir Bizans kalesiydi, adeta bir geçiş kapısıydı.
Ne zaman yapıldığına dair net bir yazıtı (kitabesi) yok, ancak mimari tarzı onun Bizans İmparatorluğu'nun güçlü Komnenos Hanedanı döneminde, yani 1100'lü yıllarda yapıldığını gösteriyor.
Tarihi de çok köklü; kayıtlarda adı ilk kez 1241'de geçmiş ve hatta Osmanlı'nın Kocaeli'ni fethinde kilit rol oynayan o meşhur Palekanon (Eskihisar) Savaşı'na da tanıklık etmiş bir yapı.
Hereke Kalesi
Şu an gördüğümüz restore edilmiş duvarlar aslında çok eski bir tarihe dayanıyor; kalenin ilk olarak Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu döneminde, 640'lı yıllarda yapıldığı sanılıyor. Hatta Evliya Çelebi bile ünlü Seyahatnamesi'nde bu kaleden bahsetmiş.
Osmanlı için çok önemli bir noktadaydı. 1326 yılındaki fethi, İzmit bölgesinin tamamen Osmanlı egemenliğine girmesini sağlayan kilit hamlelerden biri oldu.
Ancak kalenin kaderi, Sultan II. Bayezid döneminde yaşanan o "küçük kıyamet" olarak bilinen büyük depremle değişti. Deprem o kadar şiddetliydi ki, Hereke Kalesi'ni neredeyse tamamen ortadan kaldırdı. Bu felaket sadece kaleyi değil, tüm kasabayı vurdu; öyle ki, Hereke'nin dünyaca ünlü dokumacılığı bile bu travma yüzünden uzun bir süre duraklama dönemine girdi.
Neyse ki, o eski kalenin kalan kısımları geçtiğimiz yıllarda harika bir restorasyon çalışması geçirdi ve bu proje "en iyi proje" ödülüne layık görülerek yeniden ayağa kaldırıldı.
Hereke Halı Fabrikaları
Hereke Fabrikası (Fabrika-i Hümâyûnu), 1843'te kuruldu ve 1845'te üretime başladı.
Asıl kuruluş amacı, Dolmabahçe gibi yeni yapılan sarayların lüks ipek döşemelik ve perdelik kumaş ihtiyacını karşılamaktı. O dönem için o kadar ileri bir tesisti ki, Fransa'dan özel jakar tezgâhları ve tasarımcılar getirildi.
Bugün efsane olan "Hereke Halısı" üretimi ise daha sonra, 1891'de 100 yeni tezgâhın eklenmesiyle başladı ve bu, Osmanlı halı sanatında bir dönüm noktası oldu.
Süleyman Paşa Hamamı | İzmit
İzmit'teki Süleyman Paşa Hamamı, şehrin ayakta kalan en eski Osmanlı hamamıdır.
Onu, İzmit'in fatihlerinden olan ve yakındaki Orhan Camii'ni de inşa ettiren Şehzade Süleyman Paşa (Orhan Gazi'nin oğlu) 1330'lu yıllarda yaptırmıştır.
Klasik bir "çifte hamam"dır; yani hem erkekler hem de kadınlar için birbirinin aynısı (simetrik) iki ayrı bölümü bulunur.
Hannibal Anıt Mezarı | Gebze
İzmit Körfezi'ne hakim bir tepede, Gebze TÜBİTAK yerleşkesi içerisinde yer alan bu anıt mezar, aslında sembolik bir mezardır.
Hannibal, hayatı boyunca savaştığı Romalılardan kaçarak o dönemde bağımsız bir krallık olan Bitinya'ya (Kocaeli bölgesi) sığınır.
Ancak Romalıların kendini teslim etmesi için Bitinya kralına baskı yapacağını öğrenince, MÖ 183 yılında "Romalılara teslim olmamak için" burada, o zamanki adıyla Libyssa'da (Dilovası/Gebze) yüzüğündeki zehri içerek intihar eder.
Bu anıt, büyük komutanın hayatını sonlandırdığı bu topraklarda, onun anısına yaptırılmıştır.
Karamürsel Bey Anıt Mezarı
Karamürsel Bey (Mürsel Alp), 14. yüzyılda yaşamış, İzmit Körfezi'nin güney kıyılarını fetheden efsanevi bir Türk komutanıdır.
Cesaretinden dolayı "gözü pek" anlamına gelen "Kara" unvanını almıştır.
Tarihe Osmanlı'nın ilk Amirali (Derya Beyi) ve ilk gemi inşa mühendisi olarak geçmiştir. Kendi adını taşıyan Karamürsel'de ilk Osmanlı tersanesini ve deniz üssünü kuran kişidir.
Meşhur vasiyeti "Beni sırtım dağlara dayansın, kucağıma denizi verin, daima donanma göreyim" şeklindedir. Bu yüzden Karamürsel'de tam da tarif ettiği gibi denize bakan bir yere defnedilmiştir.
Tarihi Ereğli Evleri | Gölcük
Kocaeli'nin en şirin sahil yerleşkelerinden birinin sessiz tanıklarıdır.
Bu yapılar, Osmanlı Türk ev mimarisinin geleneksel özelliklerini yansıtan, çoğunlukla iki katlı, ahşap ve kagir (yarı taş yarı ahşap) evlerdir. Dar sokaklar boyunca sahile paralel bir şekilde inci gibi dizilmişlerdir.
Burası eski bir balıkçı mahallesi olduğu için, mimarileri de denizle iç içedir. Evlerin en ünlüsü ve dikkat çekici olanı, ön cephesinde kabartma bir çapa motifi bulunan "Çıpalı Konak"tır. Bu konak ve çevresindeki evler, o nostaljik dokularıyla bir zamanlar birçok Yeşilçam filmine de doğal plato olmuştur.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen bu tarihi evler, günümüzde bölgenin turistik cazibesini artırmakta ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.
Saraylı Evleri | Gölcük
Gölcük'ün merkezindeki o yoğunluğun hemen dışında, adeta zamanın durduğu tarihi Saraylı Köyü'nde (şimdiki Saraylı Mahallesi) yer alan çok kıymetli yapılardır.
Burası Gölcük'ün en eski yerleşim yerlerinden biridir ve tarihi sadece Osmanlı'ya değil, Roma dönemine kadar uzanır. Bölgede Roma dönemine ait kalıntılar da bulunmaktadır.
Ancak "Saraylı Evleri" denildiğinde akla gelen o güzel yapılar, Geleneksel 19. Yüzyıl Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örnekleridir.
Saraylı, bölgenin "Manav" olarak bilinen en eski Türk yerleşim yerlerindendir. Buradaki evler, o dönemin yaşam tarzını yansıtan, ahşabın ve "bağdadi sıva" tekniğinin kullanıldığı, cumbalı, genellikle iki katlı yapılardır.
Yalı Evleri | Gölcük
Burası aslında Gölcük'ün en güzel noktalarından biri olan Değirmendere sahilinde yer alır.
Bu evler, Değirmendere'nin o eski, tarihi dokusunu yansıtan, yaklaşık yüzyıllık sivil mimari örnekleridir. Gölcük Belediyesi'nin "Tarih Koridoru" projesi kapsamında bu tescilli binalar aslına uygun olarak titizlikle restore edilmiştir.
Burası sadece restore edilmiş eski evlerin olduğu bir yer değil, artık cıvıl cıvıl yaşayan bir kültür ve sosyal yaşam alanıdır.
Valide Sultan Köprüsü
Bu köprüyü, 17. yüzyılda (1600'lerde) Osmanlı'nın en güçlü kadınlarından biri olan Kösem Sultan'ın (bir Valide Sultan olarak) inşa ettirdiği bilinir.
O dönemde, İstanbul'u Bağdat'a ve doğuya bağlayan ana tarihi ticaret ve hac yolu üzerinde, Dil Deresi'ni geçmek için yapılmış çok kritik, kilit bir geçiş noktasıydı.
Baktığınızda, klasik Osmanlı köprü mimarisinin o sağlam kesme taş işçiliğini ve zarif sivri kemerlerini görürsünüz. Yüzyıllara meydan okuyan muazzam bir mühendislik eseridir.
Servetiye Taş Köprü | Başiskele
Servetiye tarafına doğru çıktığınızda, ormanlık alanın içinde karşınıza çıkan o sevimli, tarihi taş köprü!
Burası, 19. yüzyılda Osmanlı döneminde inşa edilmiş, Servetiye Deresi (Kilezdere'nin kollarından biri) üzerine kurulu tipik bir kemer köprüdür.
O köprü, sadece dereyi geçmek için değil, o dönemde Yuvacık ve Başiskele sahilinden Samanlı Dağları'ndaki köylere Servetiye ve civarına uzanan eski ve önemli bir ulaşım kervan yolunun kritik bir parçası olarak yapılmıştır.
Kutluca Köprüsü
Yapım tarihi olarak Milattan Sonra 1. yüzyıl gösterilir. O dönemde, Antik Nikomedia'yı (İzmit) batıya bağlayan ana Roma yolu veya İpek Yolu güzergahı üzerinde, Göksu Deresi'ni aşmak için inşa edilmiş anıtsal bir yapıdır.
1940 yılında Kocaeli’de araştırma yapan Alman Karl Dörner, mimari özelliklerine bakarak yapının İmparator Cladius döneminde inşa edildiğini tespit etmiştir.
Kesme taş bloklardan yapılan bu köprü, çok kemerli 5 ila 7 gözlü tarif edilir yapısıyla Roma mühendisliğinin sağlam bir örneğidir. Hatta 2000 yıllık bu köprünün, Antik Nikomedia sikkelerinde resmedildiği düşünülmektedir.
Sultan Süleyman Köprüsü
Burası, Kocaeli'deki Osmanlı mimarisinin en görkemli ve en ünlü eserlerinden biridir.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde (16. yüzyıl), İstanbul'u Anadolu'ya bağlayan ana tarihi yol (İpek Yolu güzergahı) üzerinde, Dil Deresi'ni aşmak için Mimar Sinan'a yaptırılmıştır.
Mimar Sinan'ın mühendislik dehasını gösteren bu köprü, kesme taş işçiliği ve sağlamlığıyla yüzyıllardır ayakta duran, anıtsal bir yapıdır.