Toplumların ilerlemesi sadece teknolojiyle değil, insanlar arasındaki düşünce biçimlerinin değişimiyle de ölçülür. Her kuşak, kendi döneminin rüzgârını arkasına alır; fakat bu rüzgâr bazen bir sonrakine fırtına gibi çarpar. İşte “nesil farkı” tam da burada başlar.

Aynı ülkede, aynı ailede, hatta aynı evin içinde bambaşka dünyaların bir arada yaşama çabasıdır.

Dünya hiç bu kadar hızlı değişmemişti. 80’lerde mektup bekleyen insanlar, bugün saniyeler içinde görüntülü görüşüyor. Bu kadar kısa sürede dönüşen bir dünyada, kuşakların aynı dili konuşmakta zorlanması kaçınılmaz hale geldi.

Bir yanda sabrı, emeği ve aidiyeti temsil eden ‘’Baby Boomer’’ve ‘’X kuşakları’’, diğer yanda özgürlüğü, hızı ve anlamı arayan ‘’Y’’ ve ‘’Z kuşakları’’… Ortada ise birbirini anlamaya çalışan ama çoğu zaman birbirine kızan nesiller.

Ben bu durumu değerlerin sessiz çatışması olarak yorumlamak istiyorum

Nesil farkı sadece yaş değil, ‘’değer farkı’’dır.

Bir taraf için “saygı” susmak ve kabullenmek demektir; diğer taraf için ise “kendini ifade etmek.”

Biri, çalışmanın kutsal olduğuna inanır; diğeri, çalışmanın “anlamlı” olmasını ister.

Eskiler, başarıyı bir ömür süren istikrarla tanımlar; yeniler, birkaç yıl içinde değişim ve keşifle tanımlamaktadır.

Bu farkın temelinde hız çağının getirdiği ‘’sabırsızlık ve doyumsuzluk’’ yatıyor. Artık beklemek gereksiz görülüyor, her şeyin “şimdi ve hemen” olması isteniyor. Bu da insan ilişkilerinde derinliği azaltırken, yüzeyselliği artırıyor.

Türkiye’de bu farklılık, Batı toplumlarına göre daha karmaşık yaşanıyor. Çünkü biz, hem geleneksel hem modern bir ülkeyiz; geçmişe tutunurken geleceğe koşmaya çalışıyoruz.

‘’Aile içi iletişim’’ giderek zayıflıyor. Eskiden “büyük sözü dinlenir”di; şimdi “herkes kendi yolunu çizer.” Sözü ile hareket eden ve birey olma fikrini önde tutan bir kuşak var aramızda.

Birey olmak veya olabilmek kötü bir şey değil tabii ki, ama turfanda mevsiminde olmamış bir meyvenin yenmesindeki tatsızlığı da unutmamak gerekir.

‘’Eğitim sistemi’’, yeni kuşakların sorgulayıcı ve yaratıcı yapısına cevap veremiyor. Bu yüzden gençler, “ülkemde neden kendim olamıyorum” diye soruyor.

‘’İş dünyasında’’, gençler esnek saat, anlamlı iş ve özgürlük istiyor. Yöneticiler ise bunu “disiplinsizlik” olarak görüyor.

‘’Toplum genelinde’’, sosyal medya üzerinden kurulan ilişkiler “gerçek bağların” yerini alıyor. Görünen o ki, herkes birbirine çok yakın ama aslında hiç bu kadar uzak olmamıştı. Çok meşgulüm ve hiç vaktim yok diyenlerin ellerinde telefona uzaklığı kadar iletişimsiz kaldığını da biliyoruz.

Şu durumu daha farklı yorumlamaya başlasak daha mı iyi olur acaba.

‘’Farkı kapatmak değil, anlamaya çalışmak’’

Belki de en büyük yanılgımız, nesil farkını “bozulma” olarak görmek. Oysa bu fark, doğanın bir yasasıdır. Yeni gelen kuşaklar eskiyi yıkarak değil, dönüştürerek ilerler. Unutulmaması gereken bir durumun da tüm yaradılıştan bugüne değişmediğini görmek olmalı. Ünlü filozof Sokrates MÖ 500 yıllarında Agora’daki konuşmasında ‘’Şu gençleri anlamakta zorluk çekiyoruz’’ ifadesini kullandığı tarihçiler tarafından bizlere sunulmuştur.

Burada önemli olan, ‘’kavga değil köprü kurabilmektir.’’

Eski kuşak, gençleri “saygısız” olarak etiketlemek yerine onların hızını anlamaya çalışmalı. Gençler de geçmişi “geri kalmışlık” olarak değil, bir kök olarak görmeli. Çünkü kökü olmayan hiçbir ağaç yeşermez. Temeli sağlam olmayan bir yazı ilk depremde yıkılır.

Nesil farkı, bir toplumun kırılma noktası değil, yenilenme fırsatıdır.

Eğer birbirimizi anlamaya niyet edersek, farklılıklarımız çatışma değil, ‘’zenginlik’’ yaratırız

Bir gün aynı masada, farklı çağların insanları birbirine şu cümleyi söyleyebilirse belki o zaman denge sağlanır:

“Seni anlamak zorundayım, çünkü sen de bu hikâyenin bir parçasısın.”

“Zaman değişir, insanlar da onunla birlikte dönüşür; sorun fark değil, anlayış eksikliğidir.”

“Kuşaklar çatışmaz aslında, sadece birbirini duymayı unutur.”

“Her nesil kendi rüzgârıyla gelir; önemli olan, o rüzgârı fırtınaya çevirmemektir.”

“Farklı çağların insanları aynı sofrada buluşabiliyorsa, umut hâlâ vardır.”

“Nesil farkı bir uçurum değil, iki yakayı bağlayan köprüdür.”

Sözleri ile kalın sağlıcakla,

Sinan Bayraktar