Prof. Dr. Osman Bektaş, sismik dalgaların yıkıcı gücünü analiz ederken İzmit Fayı ile Marmara Denizi içerisindeki fay segmentlerini kıyasladı. Bektaş’a göre kamuoyunun gözden kaçırdığı en büyük tehlike sarsıntının süresi ve sertliği:

İzmit Fayı'nın Karakteri: Bu hat üzerinde kırılacak bir fayın üreteceği deprem dalgaları, süre olarak daha kısa sürebilir. Ancak ürettiği enerji yüksek frekanslı, çok daha sert ve ani yıkıcı darbeler vurabilir.

Marmara İçindeki Faylar: Denizin içerisindeki diğer segmentler ise daha uzun süreli, daha yayvan ve düşük frekanslı sarsıntılar oluşturma eğilimindedir.

Sadece Büyüklüğe Bakmak Hasarı Tahmin Etmeye Yetmez

Depremin binalar üzerindeki gerçek etkisini belirleyen unsurların sadece "7.2 veya 7.4" gibi büyüklük rakamları olmadığını ifade eden Prof. Dr. Bektaş, mühendislik açısından asıl bakılması gereken kriterleri sıraladı.

İlker Kazan'dan Birlik Mesajı
İlker Kazan'dan Birlik Mesajı
İçeriği Görüntüle

Sarsıntının toplam süresi, frekans aralığı ve sismik enerjinin yerleşim alanlarındaki zemin yapısına nasıl ulaştığı hasarın boyutunu tamamen değiştirebiliyor. Düşük katlı bir bina yüksek frekanslı sert sarsıntılarda tuzla buz olabilirken, yüksek katlı bir yapı uzun süreli ve düşük frekanslı sallantılarda rezonansa girerek çökebiliyor.

Asıl Tartışılması Gereken: Yapıların Frekans Dayanımı

Marmara Bölgesi'nde büyük bir deprem riskinin her an sıcaklığını koruduğunu hatırlatan Prof. Dr. Osman Bektaş, kentsel dönüşüm ve güçlendirme çalışmalarına vizyoner bir eleştiri getirdi:

"Asıl tartışılması gereken konu depremin kağıt üzerindeki büyüklüğünden çok, sarsıntının o saniyelerde nasıl bir karakter sergileyeceğidir. Şehirlerimizdeki yapı stokunun bu farklı sismik dalga frekanslarına ne kadar dayanabileceğini acilen ölçmeli ve binaları buna göre hazırlamalıyız."

Kaynak: Haber Merkezi