Ajans 9 programının konuğu, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Eğitimi Ana Bilim Dalı Başkanı Banu Gürer oldu. Programda bu ay “Şiddet ve Din Eğitimi” başlığı ele alınırken, şiddetin toplumsal yaşamda giderek daha fazla görünür hale gelmesi ve din eğitiminin bu sorunla mücadeledeki rolü üzerine dikkat çeken değerlendirmeler yapıldı.

Whatsapp Image 2025 02 04 At 231204

“Şiddet, Sadece Fiziksel Değil; Psikolojik ve Sözlü Boyutu da Var”

Programda, şiddetin yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir problem alanı olduğuna vurgu yapıldı. “Esasında bir zarar verme durumundan bahsediyoruz. Bu zarar genelde fiziksel olarak düşünülüyor ama fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel pek çok noktadan bir kişinin veya bir kurumun, bir grubun başka bir gruba, bir canlıya, bir varlığa zarar verme durumunu biz şiddet olarak tanımlıyoruz. Ve çok çeşitli alanları var. Fiziksel şiddet bunun en çok bilineni. Sözlü şiddet de bunun önemli bir parçası. Esasında biz genelde fizikseli konuşuyoruz ama bugün sözlü şiddet de fizikselin arka planı olarak değerlendirmemiz gereken bir çeşit. Sanki oradan başlıyor değil mi?”

Ekran Görüntüsü 2026 01 23 124134

“Gençler yanlış örneklerle karşılaşıyor”

“Şimdi çocuklarımıza, gençlerimize söylüyoruz ama dün gece Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gördük; milletvekilleri birbirlerine girdiler. Çocuklarımız da onu görünce ‘Milletvekili bunu yapıyorsa biz de daha fazlasını yapalım, güzel bir şey demek ki’ diye düşünüyor herhalde. Ama öyle düşünmeyin çocuklar. Vekiller öyle yapabilir, ismi üstünde vekil. Herkes kendine yakışanı yapar. Umarız TBMM’deki o kutsiyet, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ anlayışıyla milletvekillerimizden kavga değil, çözüm bekleriz. Bakın hocam kalktı İstanbul’dan geldi, memleketin en önemli sorunlarından birini dert edindi ve burada anlatacak. En azından din eğitimi noktasında vekiller de lütfen ona yakışır hareket etsinler. Biz hep çocukları uyarıyoruz. Çocukların kendi arasında da artık normal bir şeymiş gibi davranılıyor ama normal değil çocuklar. Siz vekilleri çok fazla örnek almayın kendinize. Bence onlar kötü örnek, iyi örnek değil.”

Ekran Görüntüsü 2026 01 23 130008

“Şiddet dili meşrulaşıyor”

Programda söz alan Prof. Dr. Banu Gürer ise yalnızca siyasette değil, uzun süredir birçok alanda şiddet dilinin arttığını ve zamanla normalleşmeye başladığını söyledi. Gürer, medyaya yansıyan tartışma kültüründe bağırma, çağırma ve hakaret içeren üslubun daha fazla görünür hale geldiğini belirtti. “Bu dediğin nokta için önemli bir hususun altını çizmek isterim. Sadece siyasi alanda değil, uzunca bir müddettir bu şiddet dili gittikçe artmaya ve adeta meşrulaşmaya başladı. Akademik camiada bile, belki doksanlardan sonra bu durum biraz daha arttı diye düşünüyorum. Benim gözlemlerim bunu gösteriyor. Özellikle medyaya yansıyan haliyle ne tartışılırsa tartışılsın, şiddet dili artıyor.”

“Bağıran çağıran daha çok dikkat çekiyor”

Prof. Dr. Gürer, karar mekanizmalarında yer alan figürlerin ve kamuoyunda öne çıkan kişilerin bu dili kullanmasının gençler üzerinde olumsuz bir etki oluşturduğunu vurguladı. “Şöyle bir algı oluşuyor ister istemez: Karar mekanizmalarının olduğu yerlerde siyaseti konuşuyoruz, akademiyi konuşuyoruz, dinin akademik boyutu var, yaygın din eğitimi boyutu var. Buralarda da tablolar çok farklı olmayabiliyor. Bağıran, çağıran, hakaret eder şekilde eleştiren kişilerin daha dikkat çektiği ve ilgi çektiği düşünülüyor. Programları izlenir hale getirdiği varsayılıyor. Bu profillerin bir manada ‘ilgi çekme’ doğrultusunda desteklendiğini artık uzunca bir müddettir görüyoruz. Bu da bir şeyi normalleştirmek anlamına geliyor.”

Ekran Görüntüsü 2026 01 23 124120

“Şiddet yanlıştır ama örnekler mesajı bozuyor”

Programda öne çıkan değerlendirmelerden biri de sözün etkisi oldu. Gürer, sert üslupla konuşmanın, hakaret içeren eleştirilerin ve bağırarak tartışmanın uzun vadede toplumda yeni bir “normal” oluşturduğunu ifade ederek, şiddeti önlemenin yalnızca fiziksel olaylarla değil, aynı zamanda dil ve iletişim kültürüyle de ilgili olduğunu vurguladı.

“Yani biz istediğimiz kadar teorik olarak ‘Şiddet yanlıştır’ diyelim, sokaktan insanları çevirip sorsak kimse şiddet iyi bir şeydir demez. Ama günün sonunda, özellikle otorite kabul edilen figürlerin bu dili normalleştirdiğini gördüklerinde bizim söyleyeceklerimiz çok anlamlı olmayacaktır. Şimdi burada neresinde dedin, oradan bağlamak isterim: Cenab-ı Hak Hazreti Peygamber’i Kur’an-ı Kerim’de uyarıyor; ‘Eğer sen katı kalpli olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi.’

Katı kalplilik burada şiddet dilinin olmamasını da ifade eder. Hilm sahibi olmak, yani yumuşaklık… İnsanlara yumuşaklıkla, şefkatle, nezaketle yaklaşmak esastır. Çünkü söz bizi de şekillendiren bir husustur. Biz bunu çoğu zaman göz ardı ediyoruz. Dolayısıyla sadece fiziksel boyutu değil, fizikselin arka planında sözle ilgili kısmın da çok ciddi etkisi olduğunu düşünmek zorundayız.”

Muhabir: Çetin Gürol