Dünya

Venezuela’ya saldırı süreci nasıl başladı? Maduro’nun yakalanmasına giden yol

ABD’nin Venezuela’ya saldırı süreci, Trump’ın CIA’ye verdiği örtülü operasyon yetkisiyle hızlandı. Operasyonlar büyüdü, 2-3 Ocak gecesi “büyük çaplı” saldırı ve Maduro’nun yakalanması duyuruldu.

Abone Ol

Venezuela’da aylardır yükselen gerilim, 2 Ocak’ı 3 Ocak’a bağlayan gece ABD’nin Karakas ve bazı kritik noktalara düzenlediği saldırılarla açık çatışma evresine geçti. Ancak bu noktaya bir gecede gelinmedi. Sürecin başlangıcı, Donald Trump’ın Ekim ayında CIA’ye Venezuela’da örtülü operasyon yetkisi verdiğini kabul etmesiyle daha görünür hale geldi.

O dönemden bu yana Washington’un “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” gerekçesiyle yürüttüğü operasyonlar, sahada art arda saldırılar, bölgeye askeri yığınak, muhalefetle geçiş planı temasları ve sonunda Maduro’nun yakalanması iddiasıyla yeni bir kırılmaya dönüştü.

Bugün ABD kanadı, Maduro’nun New York’ta uyuşturucu ve silah kaçakçılığı suçlamalarıyla yargılanacağını açıklarken, Venezuela yönetimi hem OHAL ilan etti hem de Birleşmiş Milletler’i acil toplantıya çağırdı.

CIA’ye verilen yetki: “Başkanlık kararı” ile başlayan yeni faz

Sürecin kritik eşiklerinden biri, Trump’ın Ekim ayında kamuoyu önünde dile getirdiği “CIA’ye örtülü operasyon yetkisi” oldu. Genellikle “başkanlık kararı” (presidential finding) olarak geçen bu izin, CIA’ye hedefe yönelik operasyonlardan propaganda ve etki faaliyetlerine kadar geniş bir alan açabiliyor. Bu tür kararlar çoğu zaman kapalı kapılar ardında kalır; ancak Trump’ın bunu açıkça kabul etmesi, Venezuela başlığında Washington’un daha “sert” bir çizgiye kaydığının işareti olarak yorumlandı.

Eski CIA paramiliter subayı Mick Mulroy’un “kâğıt üstünde sınır yazsa bile pratikte sınırlama olmayabilir” değerlendirmesi, tartışmaları büyüttü. Bu açıklamalar, ABD’nin yalnızca kaçakçılık iddialarına değil, Maduro yönetimini “istikrarsızlaştırma” ihtimaline de hazırlık yaptığını gündeme taşıdı.

“Ceset torbası” çıkışı ve Washington’daki sertleşen dil

Operasyonların zeminini hazırlayan ikinci kırılma, ABD cephesindeki söylem değişikliği oldu. Ağustos ayında bazı ABD’li yetkililerin Maduro için kullandığı “Belki ülkeyi sadece bir ceset torbasında terk edebilir” ifadesi, diplomatik dilin çok ötesine geçti. Bu çıkış, Washington’un hedefini açık eden, hatta psikolojik baskı unsuru olarak görülen bir söylem olarak değerlendirildi.

Bu dönemle birlikte ABD, Venezuela’yı sadece “siyasi kriz” başlığında değil, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı suçlamaları üzerinden de sıkıştırmaya başladı. Daha önce de gündeme gelen “narco-terör” iddiaları, 2025 yazında Pam Bondi’nin Maduro için ödül açıklaması ve suçlamalarıyla yeniden alevlendi.

Marco Rubio’nun rolü, askeri yığınak ve saldırı gecesine giden saatler

Washington tarafında Venezuela dosyasının “siyasi” isimlerinden biri olarak Dışişleri Bakanı Marco Rubio öne çıktı. Süreç boyunca Pentagon’un bölgede askeri varlığını artırdığı, deniz ve hava unsurlarını devreye soktuğu, operasyonların “uyuşturucu botları” ve “liman hedefleri” üzerinden sürdürüldüğü dikkat çekti. Bu hamleler, Venezuela’nın enerji altyapısı ve ticari trafiği üzerinde de ciddi baskı yarattı. Reuters, ABD’nin baskıyı artıran hamlelerinin Venezuela’nın petrol sevkiyatını zorladığını ve bazı limanlarda hasar oluştuğunu aktardı.

Ve ardından 2 Ocak gecesi… CBS News’un canlı güncellemelerine göre ABD, Venezuela içinde askeri noktaları hedef alan saldırılar düzenledi; Trump ise operasyonun ardından Maduro ve eşinin “yakalanıp ülke dışına çıkarıldığını” duyurdu.

Bu aşamada devreye giren bir diğer önemli unsur ise Delta Gücü iddiası oldu. CBS News’a konuşan ABD’li yetkililer, Maduro’nun ABD ordusunun “en üst düzey terörle mücadele birimi” olarak bilinen Delta Force tarafından yakalandığını aktardı.

Bondi’nin açıklaması: “Amerikan adaletinin gazabıyla yüzleşecek”

Operasyonun askeri yönü kadar, hukuki ve siyasi yönü de aynı anda işletiliyor. ABD Adalet Bakanı Pam Bondi’nin “Maduro, Amerikan mahkemelerinde Amerikan adaletinin gazabıyla yüzleşecek” ifadesi, Washington’un bu operasyonu yalnızca bir “güvenlik hamlesi” değil, aynı zamanda yargı sürecine dönüştürme planı olarak kurguladığını gösterdi.

New York Post’un aktardığına göre Maduro ve eşi Cilia Flores hakkında, Southern District of New York’ta (SDNY) ağır suçlamalarla süreç başlatıldığı ve Bondi’nin bu süreci bizzat duyurduğu belirtildi.

Trump ise Fox News’a yaptığı açıklamada Maduro’nun “evden çok kale gibi bir yerde yakalandığını” ve New York’a götürüldüğünü söyledi. Ayrıca “Bir hafta önce teslim ol çağrısı yaptım” diyerek operasyonun önceden planlandığı mesajını verdi.

Karakas’ta belirsizlik: “Nerede olduğunu bilmiyoruz” ve OHAL

Venezuela tarafında ise tablo daha da sertleşti. Venezuela Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, devlet televizyonuna bağlanarak Maduro’nun ve eşinin nerede olduğunun bilinmediğini açıkladı ve “hayatta olduklarına dair acil kanıt” talep etti. Savunma Bakanı Vladimir Padrino, ülkenin yabancı birliklerin varlığına “direneceğini” duyururken ordu birliklerinin konuşlandırılacağını belirtti. Hükümet ayrıca BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı.

Maduro’nun saldırıları “ABD’nin petrol ve madenleri ele geçirme girişimi” olarak nitelemesi ve OHAL ilanı, Venezuela’da iç gerilimin daha da büyüyebileceğine işaret ediyor.

Uluslararası tepkiler: Rusya endişeli, Kolombiya sınırda

Operasyonun ardından tepkiler de gecikmedi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin “silahlı saldırı eyleminden” derin endişe duyduklarını açıkladı ve Venezuela’nın dışarıdan askeri müdahale olmadan kendi kaderini belirleme hakkı olduğunu vurguladı.

Bölge ülkeleri açısından da risk büyüyor. Kolombiya’nın sınır hattında askeri tedbirleri artıracağı yönündeki açıklamalar, krizin yalnızca Venezuela’yı değil, bölgeyi de etkileyebilecek bir aşamaya ilerlediğini gösteriyor.