Uzman Klinik Psikolog Ece Çalışkan’ın değerlendirmesine göre sporda şiddet; kişinin aidiyet duyduğu takımla özdeşleşmesi, rekabetin yükselttiği stres ve kalabalık/grup dinamikleri ile tetiklenebiliyor. Özellikle bir “olumsuzluk” (haksızlık algısı, hakem kararı, provokasyon, skor baskısı vb.) yaşandığında, birey bunu yüksek tehdit olarak algılayabiliyor.
Bu noktada devreye, beynin “tehdit merkezi” olarak anılan amigdala giriyor. Amigdala aktive olduğunda, kişinin düşünme ve muhakeme süreçlerinden sorumlu prefrontal korteks geçici olarak baskılanabiliyor. Sonuç: düşünmeden hareket etme, yani dürtüsel davranışlar (bağırma, küfür, saldırganlık, taşkınlık) daha kolay ortaya çıkıyor.
“Olumsuzlukla karşılaştıklarında tehdit algılıyorlar” ne demek?
Çalışkan’ın vurgusu şu: Taraftar (ve bazen sporcu), takımını “kendisi” gibi algıladığında, takıma yönelik her olumsuzluğu kişisel bir saldırı gibi yaşayabiliyor. Tehdit algısı yükselince:
duygu sistemi aşırı çalışıyor,
düşünme/planlama zayıflıyor,
daha önce normalleştirilmiş şiddet davranışları varsa kişi o davranışlara daha hızlı yönelebiliyor.
Buna toplumsal stres, gündelik hayattaki ruhsal zorlanmalar ve “duyguyu boşaltma ihtiyacı” eklenince, özellikle futbol gibi geniş kitleleri etkileyen alanlarda şiddet daha görünür hale gelebiliyor.
Grup psikolojisi: “Kabul görmek için agresif davranışı seçmek”
Grup içinde bireyler çoğu zaman “tek başınayken yapmayacağı” davranışları yapabilir. Çünkü:
kişi grubun duygusunu hızla “üstlenir”,
“uyum sağlama” ve “kabul görme” motivasyonu artar,
grup agresifleşirse, birey aidiyetini kanıtlamak adına agresif davranışı seçebilir.
Bu, şiddetin “bireysel öfke” kadar sosyal onay/kimlik gösterimi ile de ilgili olduğunu anlatır.
Adrenalin ve taklit etkisi: “Düşünmeden kopyalama” neden artıyor?
Müsabaka atmosferinde rekabet, coşku ve kalabalık etkileşimiyle adrenalin yükseliyor. Çalışkan’a göre adrenalin artışıyla:
duygu merkezi daha aktif,
düşünme merkezi geçici olarak daha pasif,
kişi “önünde gördüğünü” sorgulamadan taklit etmeye daha yatkın.
Bu yüzden bağırma-küfür gibi davranışlar hızla yayılabilir; derbiler gibi yüksek gerilimli maçlarda daha belirginleşebilir.
Çözüm önerisi: Öfke kontrolü eğitimi tribün liderlerine de verilmeli
Çalışkan, profesyonel sporcuların spor psikologları eşliğinde öfke yönetimi/duygu düzenleme eğitimleri aldığını; nefes teknikleri ve davranış düzenleme yöntemleriyle saha içinde kontrol sağlayabildiğini söylüyor. Tribünde ise kontrol daha zor olduğu için, çözümün merkezine “grubu yöneten” aktörleri koyuyor:
Bireysel eğitimler yapılabilir ama yeterli olmayabilir.
Asıl etki için tribünün önde gelenleri / tribün liderleri gibi “kalabalığı yönlendiren” kişilere eğitim verilmesi önemli.
Ayrıca kulübün genel yaklaşımını belirleyen kulüp kültürü de şiddeti azaltacak şekilde yapılandırılmalı.


