Sabahları uyanmakta zorlanıyor, başladığınız işleri bitiremiyor musunuz? Düşünceleriniz dağınıksa ya da canınız sıkılıyorsa artık cevabı sosyal medya veriyor: Muhtemelen depresyondasınız(!)
Mesut Nöbetçigil, “Hapı Yutmadan” başlıklı yazısında tam da bu yeni nesil teşhis dilini sorguluyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre son on yılda yetişkinlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı iki katına çıktı. Aynı dönemde antidepresan kullanımı ise %60 oranında arttı.

"Masanın Altında" Ordu'yu Salladı: Kocaeli Şehir Tiyatroları’na Tam Not!
"Masanın Altında" Ordu'yu Salladı: Kocaeli Şehir Tiyatroları’na Tam Not!
İçeriği Görüntüle

Yazıya göre bu artışın sadece artan farkındalıkla açıklanması yeterli değil. Çünkü tanı kriterleri genişledi; unutkanlık, huzursuzluk, hatta sıradan can sıkıntısı bile patolojikleştirildi. Ruh halimiz giderek daha dar sınırlara sıkıştırılıyor, doğal olan tıbbi bir sorun haline geliyor.

Duyguların piyasaya açılan kapısı: Sürekli eksik hisset, sürekli tüket

Yazının belki de en çarpıcı bölümü, ilaç endüstrisinin rolüne odaklanıyor. Nöbetçigil’e göre ilaç sektörü için en kârlı hastalıklar, tedavisi bitmeyen yani sürekli ilaç kullanımı gerektiren kronik rahatsızlıklar. Depresyon bunların başında geliyor.

Burada tedavi; iyileştirmekten çok bağımlı kılmakla tanımlanıyor. Çünkü iyileşen insan, müşteri olmaktan çıkıyor. Oysa kendini sürekli eksik hisseden birey, daha iyi hissetmek için tüketmeye devam ediyor. Tıpkı modası geçmeyen bir marka gibi, bazı antidepresanlar artık neredeyse birer yaşam tarzı sembolü.

Mutsuzluk artık doğal değil, “tedavi edilmesi gereken” bir durum

Yazı, utangaçlık, endişe ya da yas gibi insan doğasına özgü duyguların artık tıbbileştirildiğine dikkat çekiyor. Geçmişte kayıp karşısında yas tutmak, başa çıkma sürecinin bir parçasıyken, bugün tedavi edilmesi gereken bir “bozukluk” haline getiriliyor.

Bu yaklaşım, yalnızca bireyin duygusal zorluklarını tıbbi bir krize dönüştürmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumsal bir kırılganlığı da büyütüyor. Çünkü her duygunun ilaca bağlandığı bir dünyada, doğal adaptasyon mekanizmaları işlevsiz hale geliyor.

“İlaç reklamları bir dünya görüşü sattı”

Mesut Nöbetçigil yazısını, çarpıcı bir tespitle tamamlıyor:

“İlaç reklamları sadece ilaç satmadı, bir dünya görüşü sattılar.”

Bu dünya görüşünde sıradan mutsuzluk bile problem kabul ediliyor, tahammülsüzlük ise normalleştiriliyor. Tıp, yavaş yavaş insana değil, şirketlerin yönlendirmelerine göre hareket eder hale geliyor.

Elbette yazı, ilaç tedavisini tümden reddetmiyor. Gerektiğinde hayat kurtardığını da teslim ediyor. Ancak esas kaygı, toplumda her duygunun ilaçla düzenlenmesi fikrinin yaygınlaşması. Çünkü bu, insanı daha kırılgan ve bağımlı hale getirirken başka yapıları —özellikle ekonomik olanları— besliyor.

Kaynak: Haber Merkezi