Marmara Denizi'nde yaşanması muhtemel yer hareketliliğine dair bilim dünyasından gelen uyarılar aralıksız sürerken, toplumda her geçen gün tırmanan fay paniğine yönelik dikkat çeken bir itiraz yükseldi. Kişisel sosyal medya kanalları üzerinden kamuoyuna seslenen Jeoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Bektaş, "İstanbul'da M7,5 kapıda mı, yoksa modelin varsayımı mı?" sorusunu yönelterek, devasa bir yıkımın eşiğinde olunduğu yönündeki mutlak ifadelerin somut gerçeklikten ziyade çeşitli bilimsel modellere dayandığını kaydetti.
BEKLENEN İSTANBUL DEPREMİ İÇİN PARÇALI KIRILMA İHTİMALİ
Uzun yıllardır Türkiye'nin en kritik gündem maddesi haline gelen yer altı fayının tek seferde devasa bir enerjiyle kırılacağı tezi, Bektaş'ın analizlerine göre masadaki tek bilimsel seçenek değil. Geçmiş asırlarda yaşanan sarsıntılara dair verilerin aslında birer tahmin boyutunda kaldığına dikkat çeken uzman isim, yerkabuğundaki kilitlenme alanlarının ve sarsıntıların tekrarlanma periyotlarının büyük belirsizlikler barındırdığının altını çizdi. Fayın bir bütün olarak kilitli kaldığı yönündeki hakim görüşün aksine; stresin yavaşça kayarak boşalabileceği "derin sürünme" dinamiği ile enerjinin daha ufak segmentler halinde salınacağı "parçalı kırılma" senaryolarının da aynı ciddiyetle ele alınması gerektiği belirtiliyor.
"BİLİM KORKU DEĞİL, VERİ ÜRETMELİ"
Akademisyenlerin toplumu aydınlatırken bilimsel camiadaki mevcut belirsizlikleri gizlememesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Bektaş, tek bir kötü senaryo üzerinden yürütülen korku ikliminin sakıncalarına işaret etti. Yaklaşan doğa olayıyla ilgili mutlakiyetçi söylemlerden uzak durulması gerektiğini ifade eden tecrübeli yerbilimci, açıklamalarını şu kritik sözlerle noktaladı: "Derin sürünme ve parçalı kırılma olasılıkları da aynı ciddiyetle sınanmadan “M7,5 kapıda” demek, bilimsel belirsizliği kamuoyuna doğru aktarmak değildir. Gerçek şu ki İstanbul'un bir deprem tehlikesi vardır; ancak, bilim korku değil, veri üretmeli."
1999 yılında yaşanan büyük acıların ardından Kuzey Anadolu Fayı'nın batı uzantısındaki stres birikimi, ulusal sismik izleme ağları tarafından kesintisiz olarak takip ediliyor. Pek çok araştırmacı bölgede güçlü bir sarsıntı beklentisinde birleşse de, afet iletişiminde kesin tarih veya büyüklük vererek paniği körüklemek yerine; kentsel dönüşümün hızlandırılmasına ve mevcut yapı stoğunun çelikleştirilmesine odaklanılmasının çok daha hayati bir adım olduğu sıklıkla dile getiriliyor.



