Aile üyelerinin kaybının ardından başlayan hukuki süreçler, çoğu zaman anlaşmazlıklar nedeniyle daha da yıpratıcı bir hal alıyor. Türkiye'de Medeni Kanun çerçevesinde yürütülen mal varlığı devir işlemlerinde, kamuoyunda doğru bilinen pek çok yanlış bulunuyor. Özellikle altsoyu bulunmayan kişilerin geride bıraktığı servetler, kardeşler ve yeğenler arasında ciddi hukuki çekişmelere yol açarken, kendi hür iradesiyle servetini seçtiği isimlere bırakanların vasiyetnameleri mahkeme koridorlarına taşınıyor. Hukukçular, yasal varis kavramı ile kanunla korunan saklı pay hakkının birbirine karıştırılmaması gerektiği konusunda uyarıyor.
VASİYETNAME İPTALİ VE MİRAS PAYLAŞIMINDA KARDEŞLERİN ROLÜ
Türk hukuk sisteminde mirasın kime kalacağı, vefat edenin aile yapısına göre şekilleniyor. Öncelikli hak sahipleri çocuklar ve torunlar olarak kabul ediliyor. Eğer kişinin altsoyu yoksa, hukuki silsile anne, baba ve onların çocukları olan kardeşlere geçiyor. Ancak burada çok kritik bir ayrım devreye giriyor. Kanun, çocuklara ve eşlere 'saklı pay' adı verilen dokunulmaz bir yasal koruma sağlarken, kardeşlerin ve yeğenlerin böyle bir garantisi bulunmuyor. Bir başka deyişle, kişi sağlığında tüm servetini resmi bir evrakla dilediği kişi veya kuruma devrederse, kardeşlerin sadece yasal varis oldukları gerekçesiyle bu mal varlığından zorunlu bir pay talep etme hakkı tamamen ortadan kalkıyor.
NOTER ONAYLI BELGELER HANGİ DURUMLARDA BOZULABİLİR?
Servetini kendi belirlediği kişilere bırakmak isteyenlerin en çok başvurduğu yöntem olan noter tasdikli vasiyetnameler, sanılanın aksine yüzde yüz itiraz edilemez bir zırh sağlamıyor. Vefatın ardından bu belgelerin okunmak üzere mahkemeye sunulması, tek başına bir iptal davası anlamına gelmese de, hak mahrumiyeti yaşadığını düşünen akrabalar süreci yargıya taşıyabiliyor. Bir vasiyetin yargı kararıyla hükümsüz sayılabilmesi için çok net ve ispatlanabilir gerekçelere ihtiyaç duyuluyor. Belgenin imzalandığı tarihte kişinin akli melekelerinin yerinde olmaması, imzanın ağır bir tehdit veya şantaj altında attırılması ya da şahit eksikliği gibi resmi şekil şartlarındaki yasal noksanlıklar, iptal davalarının temel dayanaklarını oluşturuyor. Mirastan pay alamamak, iptal için hukuki bir geçerlilik sayılmıyor.
MİRAS SADECE GAYRİMENKULDEN VE NAKİTTEN İBARET DEĞİL
Tereke paylaşımı denildiğinde akla ilk olarak banka hesapları, arsalar ve evler gelse de, mal varlığı çok daha geniş bir kapsamı barındırıyor. Telif gelirleri, sanat eserleri, marka hakları ve özel koleksiyonlar da mirasın en değerli parçaları arasında yer alabiliyor. Ancak mal varlığını hukuken devralan taraf için bu tablo her zaman sadece bir kazanç anlamına gelmiyor. Mirası kabul eden kişi, geride kalan tüm vergi borçlarını, banka kredilerini ve diğer pasif yükümlülükleri de aktifleriyle birlikte üstlenmiş oluyor. Ayrıca vefat eden kişinin geçmişte hazırladığı birden fazla vasiyetnamesi çıkması durumunda, bu belgelerin birbirini tamamen geçersiz mi kıldığı yoksa tamamlayıcı mı olduğu, ancak yargı makamlarının yapacağı kapsamlı dosya incelemesiyle netliğe kavuşuyor.



