reklam
reklam
reklam
reklam
Haber
19 Temmuz 2019 - Cuma 20:19
 
Burak Turan Yazdı "Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Neden Bin Küsür Oda Var?"
Burak Turan'ın kaleminden...
GÜNDEM Haberi
Burak Turan Yazdı

Yeni Türkiye uluslararası ilişkilerini partiler, kişiler veya mezhepler üzerine kurmak yerine milletlerin arzusu üzerine senelerdir ilmek ilmek işliyor. Bu ilmekler ateşten çember içinde olan alemi İslam liderlerini Yeni Türkiye’ye düşman yaparken milletleri ise hayran bıraktırıyor. Bunu, “Erdoğan’ı bize verin, dünyaya diz çöktürelim.” diyen Pakistan halkına, Türk Bayrağını gördüğünde heyecandan avuçları titreyen Arakanlı çocuğa, Türk gemisi limana yanaştığında “Bugün aç uyumayacağız anne.” cümlesini sarf eden Filistinli bebeğe ve Erdoğan’a sarılırken gözleri yaşaran Gine Devlet Başkanı’na sorsak, şüphesiz ki en güzel açıklamayı onlar yapar. 

 

Temel kazıklarının Beştepe’ye değil de gezi zekalılara çakılmış gibi belirli bir kesime rahatsızlık veren Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin yapılması, aslında Yeni Türkiye’nin senelerdir izlediği dış politikanın, büyük devlet olma bilincinin ve İslam dünyasında baş olarak görülmesinin getirmiş olduğu zaruri bir ihtiyaç haliydi. İkinci Abdülhamit’in eyaletleri yönetim merkezi olan Yıldız Sarayı’nın, sadece Yeni Türkiye versiyonuydu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi. Bu milletin başına 100 yıl bela edilen parlamenter sistem, öyle güzel başımıza sarılmıştı ki; doksan sene boyunca filiz verdikçe budanan, meyve verdikçe taşlanan bir ağaç olmuştu Türkiye. Öyleki 15 Temmuz sonrası kriptolar ayıklanana kadar aldığımız nefesten bile Amerika'nın haberi vardı. Öyleki 15 Temmuz'dan sonrasına kadar biz tam bağımsız bile değildik.Yeni Türkiye bu tabuyu yıkmaya başladığı vakit ipin ucunun kaçtığına kanaat getiren karanlık mason locaları, gezi olayları ile başlatılan Eski Türkiye’ye dönüş sürecini 15 Temmuz ile noktalama niyetindeydi. Gezi tutmadı, 17 Aralık ellerine yüzlerine bulaştı, 15 Temmuz’da şamar yediler. Dolar ile ayar vermeye çalıştılar, Şerife Bacı'nın torunlarına bu da sökmedi.

 

Peki şimdi ne olacak? Şimdi bizim zamanımız. İşte şimdi, en yüksek gür sadayı İslam’ın sadası yapma vakti. Üçüncü Dünya Savaşı’na şahitlik ettiğimiz bu günlerde içimizdeki akıllılar dışında yedi düvelin sezdiği ve bildiği bir gerçek var.  Osmanlı’nın torunlarının, dedelerinin hüküm sürdükleri topraklarda inceden inceye yeniden nüfuz ediniyor olması. Televizyonlarda diriliş filmlerinin oynatılması, Erdoğan’ın törenlerde on altı Türk Devleti’ni temsilen askerler bulundurması, birçok projenin açılışında ve resmi programlar öncesinde Kur’an okuması; bunların hepsinin bir sebebi var. Bu millete diriliş bilincini aşılamak ve öze dönmek. Aşının işe yaradığına, bıyığı yeni terleyen delikanlıların 15 Temmuz gecesi tank kovalamasıyla kanaat ettik.  Şimdi ise Suriye, dirilişin ilk fiili adımı aslında. 

 

Günün birinde ismi bende saklı olan bir devlet büyüğümüzle yakın tarihteki bir cemiyetimiz öncesi görüştüm ve kendisine, “Sayın bakanım ekonomi ne olacak? Sistemde revizeye ihtiyaç var, Amerika'yla ilişkiler ortada, Ak Parti'nin adam ettikleri bugün Ak Parti'ye baş kaldırıyor. Çok meşakkatli bir süreç geçiriyoruz.” dediğimde “Bunlar kutlu doğumun sancıları evladım.” demişti. Verdiği cevap öyle manidardı ki her işin bir yolu vardır der gibiydi. Sanki söylemek istediği o kadar çok şey vardı da makamı gereği söyleyemiyor gibiydi. Verdiği bu cevabın ardından mahcup bir şekilde tebessüm ettiğimi görünce “Külliyede neden bin küsür oda var hiç düşündün mü Burakcım?” diye devam edip, çayından son yudumunu aldı; “Bana müsade.”deyip ofisine geçti. O günden sonra açık bir şekilde anladım ki, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki odaların isimleri bile verilmişti; Nahcivan, Tiflis, Habeş, Anadolu, Bosna, Bağdat ve daha ismini saymakta zorlandığım yüz elliye yakın Osmanlı'nın tebaası bölgenin ismi şu anda külliyedeki odalara verildi bile. 

 

15 Temmuz’dan sonra bir kez daha idrak ettik ki kim ne derse desin, Büyük Türkiye için her şey göze alınmış durumda. Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere bizim, seksen milyonun eceliyle yatakta ölmeye hiç mi hiç niyeti yok. Ya dirilişe şahitlik edecek, ya şehit olacağız. Peki, kanamalı bu zaman diliminde yalnız mı olacağız? Belki devlet olarak evet ama millet olarak hayır.  Bu cümle size Çanakkale Savaşı’nı hatırlattı mı? Orada da devlet olarak yalnızdık ama yanımızda ümmet vardı, ve biz her cephede galip geldik. Savaşta kaybetmediğimiz topraklarımızı, masada kaybetmiştik.  İşte tam bir asır sonra Cenab-ı Hakk bu millete bir kez daha rahmet etti ve 15 Temmuz gecesi bize güneşi ve gündüzü nasip eyledi. 15 Temmuz'da istediklerini alamayanlar, ekonomiyle, dolarla, euro'yla dem vuruyor şimdi bize. Ama göreceksiniz, ne ekonomi, ne eli kanlı terör örgütleri uyuyan aslanın uykudan uyanmasına mani olamayacaklar. Her kutlu doğum öncesinde derin sancılara, her kış bir bahara, her bahar bir yaza gebedir. Çok kez söylediğim üzere, yeni Türkiye’nin kutlu doğumu gerçekleşti. Yürümeyi öğrenip, koşmamız ise sadece biraz zaman alacak, sadece biraz zaman...

Kaynak: Editör: Burak TURAN
Etiketler: Burak, Turan, Yazdı, "Cumhurbaşkanlığı, Külliyesi'nde, Neden, Bin, Küsür, Oda, Var?",
Yorumlar
Haber Yazılımı