Hayat, çoğu zaman inişli çıkışlı bir yol gibidir. Bazen hızla ilerler, bazen de hiç beklemediğimiz bir anda tökezleriz. İnsan, düştüğünde kimin onu kaldırmak istediğini elbette hatırlar; fakat aslında esas kıymeti taşıyan, o an uzanan eldir. Çünkü düşmek beklenmedik bir andır, fakat uzanan el seçimdir. Uzanan el yaşamımızda bize kusa sürede gelmez elbette.
Birçoğumuzun çevresinde, iyi gün dostu diye nitelendirdiğimiz insanlar vardır. Gülüşümüzün coşkusuna ortak olur, başarılarımızı alkışlarlar. Fakat hayatın ağırlığı omuzlarımıza çöktüğünde, takvimler kötü sayfaları çevirdiğinde, işte o zaman çevremiz gerçek bir süzgeçten geçer. “Düştüğünde seni kaldırmak isteyeni değil, sana uzanan eli önemli say” derken aslında anlatılmak istenen, yalnızca niyet değil somut dayanışmanın değeridir.
İstemek, çoğu zaman sözcüklerde saklı kalır. Belki iyi dileklerin ötesine geçemez. Ama el uzatmak, sorumluluk almak demektir; zaman ayırmak, emek vermek, hatta kimi zaman kendinden vermek… Bu yüzden uzanan el, niyetten daha gerçektir, daha samimidir.
Bugünün dünyasında ilişkiler çoğu zaman hızlı tüketilen duygulara dönüşmüş durumda. İyi niyet mesajları ve dilekler havada uçuşuyor; fakat bir insanın asıl ihtiyacı olduğunda, yanında kaç kişi kalıyor? Çünkü zor zamanlar, insanın çevresini değil, çevresindeki insanların karakterini gösterir.
Unutmayın, düşmek ayıp değil; herkes düşer. Fakat herkesin yanında aynı kişiler kalmaz.
Bazen bir dostun sessizce omzunu uzatması, bazen bir telefonun ucunda “Nasılsın?” sorusu, bazen de sadece varlığını hissettirmesi büyük fark yaratır. Bu yüzden, yaşamınız boyunca yanınızda olmayı “isteyenleri” değil, gerçekten uzanıp dokunanları ve gerçekten yanınızda olmayı yürekten isteyenleri hatırlayın.
Çünkü hayat, bizi düştüğümüzde kimlerin kaldırmak istediğini değil, kimlerin kaldırdığını yazıyor.