Karanlık ve ışıksız bir yolda aracınızla ilerlerken çoğu zaman uzun farlarınızı kullanır ve önünüzde bilmediğiniz bir hedefte yolunuzu aydınlatmak isterseniz. İster istemez fazla ışığa ve daha fazla bilgiye ihtiyacınız olur. Çünkü insan beyni belirsizliği çok sevmez, netleşmeyen her şey insanın duygularını rahatsız eder.
Belirsizliğe tahammül etmek, insan zihninin en zor sınavlarından biridir. Çünkü zihnimiz boşluk sevmez. Açıklanmamış olanı tamamlamak, yarım kalan hikâyeyi kapatmak ister. Bu yüzden çoğu zaman karmaşık duygularımızı tek bir sebebe indirgeriz. İçimizde büyüyen huzursuzluğu; bir çocukluk anısına, bir ilişki biçimine ya da birinin söylediği tek bir cümleye bağlarız.
Hiçbir kuşak bizim kadar çok şey kontrol edemedi. Ve hiçbir kuşak kontrol edemedikleri için bu kadar tükenmiş hissetmedi.
Belirsizliğe tahammülümüz giderek azalıyor.
Kapıların önünde bekliyoruz. Adım atmadan önce biraz daha öğrenmek, biraz daha emin olmak, biraz daha hazırlanmak istiyoruz.
Bir mesajın geç gelmesi, ses tonundaki küçücük bir değişim, cevapsız kalan bir soru. Emin olmak istiyoruz. Yapay zekaya danışıyoruz, ekran görüntüsü alıp arkadaşımıza atıyoruz, aynı soruyu üç kişiye soruyoruz.
Edindiğimiz her yeni bilgiyle birlikte kuşkumuz artıyor.
Eskiden belirsizlik hayatın parçasıydı, şimdi sanki bize yapılmış bir saygısızlık gibi geliyor.
Belirsizlik ağırlaşmıyor, biz cılızlaşıyoruz.
Tuhaf olan şudur ki, gerçek olup olmaması çoğu zaman önemli değildir. Bir açıklama bulduğumuz anda rahatlarız. Çünkü insan zihni için kesinlik, çoğu zaman hakikatten daha yatıştırıcıdır.
Fakat burada görünmeyen bir tehlike vardır. Tekrar edilen her açıklama, zamanla kimliğimizin bir parçasına dönüşür. “Ben böyleyim çünkü…” diye başlayan cümleler, önce bizi açıklar; sonra bizi sınırlar. Sorgulanmayan hikâyeler, fark etmeden kaderimiz olur.
Bence modern insanın en büyük açlığı anlamdan çok kesinliktir. Oysa anlam; matematiksel bir formül gibi çözülemez. Çünkü hayatın en gerçek tarafı, çoğu zaman muğlaktır. Sevgi neden başlar? Bir insan neden uzaklaşır? Neden bazı anlar yıllarca içimizde yaşar da bazıları hemen silinir?
Bu soruların çoğunun kesin cevabı yoktur.
Ama belki de olgunluk tam burada başlar: Cevapsızlıkla kavga etmeyi bırakınca biz olabiliriz belki de
İnsanın; belirsizlik, şüphe ve çözümsüzlük içinde hemen bir sonuca kaçmadan durabilme kapasitesi… Modern dünyanın bize öğrettiğinin tam tersi. Çünkü bugün her şey hızlı açıklamalar istiyor. Hemen tanımla, hemen teşhis koy, hemen karar ver.
Oysa bazı duyguların çözülmeye değil, taşınmaya ihtiyacı vardır.
Belki de zihinsel olgunluk; her şeyi anlamak değil, her şeyi anlamadan yaşayabilmektir. Çünkü hayat bazen netlik değil, derinlik ister. Ve derinlik, acele cevaplarla kurulmaz.
Anlam; bazen tam çözemediğimiz şeylerin içinde saklıdır. Tedirgin bir kuş gibi… Yakalamaya çalıştıkça kaçan, ama sessizce yanında durduğunda omzuna konan bir kuş.
Tıpkı bir anda duyduğunuz sevgi gibi, belki de aşk gibi…
Omuzunuza konan o kuşu kaçırmamanız dileklerimle
Sevgiyle kalın
Sinan Bayraktar