konak
ozturk group
KENT YAPI
Breau
cagingoz
KIRALIK IS MERKEZI
ekomini
ARIGUN MOBILYA
Kızılkaya

Siyaset

Neticesi ölüm olan her şey suçtur

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Benim için neticesi ölüm olan her şey suçtur" dedi.

21 Ekim 2014 Saat: 14:17
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu haber 566 kez okunmuştur

Neticesi ölüm olan her şey suçtur
Neticesi ölüm olan her şey suçtur

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye daha güçlü, daha adil, daha müreffeh ve huzurlu bir ülke olmak adına tüm anlamsız yasak ve kısıtlamalardan kurtulmayı, demokrasiyi daha ileri standartlara kavuşturmayı, hak ve özgürlükleri daha da iyi işletmeyi sarsılmaz bir hedef olarak muhafaza edecektir" dedi.

Erdoğan, Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından Ankara'da bir otelde düzenlenen 2. Uluslararası Ombudsmanlık Sempozyumu'nun açılışında yaptığı konuşmada, başarılı geçmesini dilediği sempozyumu düzenleyenlere teşekkür etti.

Türkiye’de Kamu Denetçiliği Kurumunun 2012 yılında çıkarılan bir kanunla kurulduğunu ve 2 yılda Kurumun yapılanmasını tamamladığını, mevzuatını hazırladığını ve çalışmalarına başladığını hatırlatan Erdoğan, Kamu Denetçiliği Kurumu'nun 2013 ve 2014 yılları içinde 11 bin 580 adet başvurunun tamamını inceleyerek, neticelendirmesinden büyük memnuniyet duyduğunu kaydetti.

Kamu Denetçiliği Kurumunun başvurularla ilgili verdiği tavsiye kararlarına uyma oranının 2014 yılında yüzde 30 olarak gerçekleştiğini ve bu oranın yeni bir kurum için umut verici olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu oranın Hükümet ve Meclis'in desteğiyle daha da yükselmesini arzu ettiklerini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2002 yılı sonundan itibaren Türkiye’de demokratikleşme, insan hak ve özgürlüklerini güçlendirme adına tarihi adımlar atıldığını vurgulayarak, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulmasının bu amaçla atılan adılar içinde önemli bir yer tuttuğunu, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkının getirilmesinin de bireyin haklarını savunmak adına devrim niteliğinde bir önem, anlam taşıdığını söyledi. Erdoğan, "Bireyin idareye karşı haklarını savunma mekanizması gerek Anayasa Mahkemesi'ne başvuru hakkıyla gerek Kamu Denetçiliği Kurumu ile öze dönüşten, kökleriyle yeniden kucaklaşmaktan başka bir şey değildir" dedi.

Ombudsmanlığın, 18. yüzyılda bu topraklardan çıkarak, Avrupa’ya yayılan bir uygulama olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bizim yüzyıllara sarih devlet ve idare geleneğimizde birey, devlet ve idare karşısında hiçbir zaman yalnız olmamıştır, çaresiz ve savunmasız bırakılmamıştır. Türk devletleri olan Memlüklere, Selçuklulara baktığınızda orada Divan-ı Mezalim ya da Dar-ül Harb gibi kurumların olduğunu görürsünüz. Kimi zaman bizzat sultanlar camilere giderek, namazın ardından vatandaşın dertlerin dinliyordu. Vatandaşın bir memurdan şikayeti varsa bunu çeşitli vasıtalarla ya da doğrudan sultana kadar iletebiliyordu. Osmanlı Devletinde Divan-ı Hümayün, kazaskerlik, şeyhülislamlık, kadılık gibi makamlar halkın şikayetlerini dinliyor, devletin ve idarenin halka zulmetmesini önüne geçiyordu. Bir temel ilke, Osmanlı Devletinin kuruluşunda yine Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye verdiği o meşhur nasihattir; ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’. Yani devlet öncelikli bir yapı asla yok, insan öncelikli bir yapı söz konusu.

O dönemde başkent İstanbul, Afrika’nın içlerine kadar, Yemen’e kadar hükmediyor, oradaki halkın huzur, adalet içinde yaşamasını bu anlayışla temin ediyordu. Yerelde kadılıktan başlayana kadar İstanbul’daki sultana uzanan o idare zincir bozuluncaya kadar, teressüb edinceye kadar çok geniş bir coğrafya içinde adaleti tesis etmek, temin etmek de mümkün olabilmiştir."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, devlet ile birey arasındaki mesafe açıldıkça hem bireyin hem de devletin zayıfladığını anlatarak, "Devlet halkını, vatandaşını kendisini var eden kendisinin yegane sahibi olarak görüyorsa o devlet adildir, o devlet şefkatlidir, merhametlidir, ama devlet halkını, vatandaşını, vatandaşının taleplerini bir tehdit olarak görüyorsa, kendisini vatandaşına karşı korunaklı hale getiriyorsa o devlet zalim bir devlete dönüşür ve zayıflamaktan, çürümekten, yıkılıp gitmekten başka seçeneği de kalmaz" değerlendirmesinde bulundu.

Osmanlı Devletinin 6 asır boyunca dünyanın en güçlü devleti haline getiren temel özelliğin halkına karşı adaletli davranması, Selçuklu Devletini de asırlar boyunca coğrafyanın güçlü bir devleti haline getiren hususun, asırlar boyunca halkıyla kurduğu irtibat olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu iki devletin de halkı ile irtibatını kopardığı, zayıflattığı dönemde gerilemeye başlayarak, tarih sahnesinden silindiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Türkiye Cumhuriyeti hem adil ve güçlü bir devlet hem de uzun soluklu bir devlet olacaksa tarihindeki büyük tecrübeleri kullanarak, tarihindeki bu zengin mirası tevarüs ederek bunu sağlayabilir, ancak o zaman bunu başarabilir. Onun için ümitsiz olmaya asla gerek yok. Bizim tarih içinde kurduğumuz devletlere baktığımızda hiçbirinde vatandaşı şekillendirmek, formatlamak tek tip birey oluşturmak gibi bir siyasetin olmadığını görürsünüz. Kıyafet dayatması yoktur, dil dayatması, kültür dayatması, etnik köken, din, mezhep dayatması yoktur. Saray Bosna’dan Batum’a, Kırım’dan Sana’ya, Bağdat’dan Cezayir’e kadar çok geniş bir coğrafya içinde dinler, mezhepler, diller, kültür ve gelenekler tam bir özgürlük içinde varlıklarını idame ettirmişlerdir. Devlet ve idare halk üzerinde ceberut, baskıcı, zalim bir yapı değil, tam aksine kucaklayan, merhametli, şefkatli, dinleyen ve saygı duyan bir yapı olmuştur. Bu sayede adil, bu sayede uzun ömürlü olmuşlardır.

Son 12 yılda yaptığımız reformlara dikkat edin, bireyler üzerindeki baskıları, kısıtlamaya kaldırmaya çalıştığımızda bundan devletin zarar göreceği ifade ediliyordu. Kıyafetler üzerindeki, özellikle de başörtüsü üzerindeki baskı ve yasaklamaları kaldırdığımızda bundan ülkenin zarar göreceği ifade ediliyordu. Şarkıları, türküleri, kelimeleri, anlamları hatta kalem ve klavye üzerindeki baskıyı kaldırdığımızda Türkiye’nin zayıflayacağı, parçalanacağı iddia ediliyordu. 12 yıl içinde tüm iddiaların, karamsar senaryoların tam tersi gerçekleşti. Bireyin hak ve özgürlükleri genişledikçe devlet güçlendi. Hak ve özgürlükler genişledikçe devlet kadar ekonomi güçlendi, siyaset güçlendi. Kaldırılan her bir yasak, her bir kısıtlama hem bireyi güçlendirdi hem de iddia edilenin tersine devleti güçlendirdi, milleti güçlendirdi, ülkeyi güçlendirdi. Hiçbir devletin yasaklarla, kısıtlamalarla, korkularla varabileceği hedef yoktur. Bireyi, halkını, vatandaşını kendisi için bir tehdit olarak gören devletin adil olma imkanı ve ihtimali asla yoktur. Onun için Türkiye daha güçlü, daha adil, daha müreffeh ve huzurlu bir ülke olmak adına tüm anlamsız yasak ve kısıtlamalardan kurtulmayı, demokrasiyi daha ileri standartlara kavuşturmayı, hak ve özgürlükleri daha da iyi işletmeyi sarsılmaz bir hedef olarak muhafaza edecektir."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, devlet ile birey arasındaki mesafeleri kaldırma konusunda Türkiye'nin kararlılığının asla sarsılmayacağını dile getirdi.

Türkiye'nin ileri demokratik standartlara kavuşma, hak ve özgürlükleri genişletme konusunda reform kararlılığının asla geriye gitmeyeceğini vurgulayan Erdoğan, "Birey için özgürlük ne kadar haksa güvenlik de o kadar haktır. Özgürlüğün olmadığı yerde güvenlik olmaz. Aynı şekilde güvenliğin olmadığı yerde de özgürlük olmaz" değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"O ikisinin çok hassas bir dengede muhafaza edilmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz. Eğer güvenlik öne çıkarsa özgürlük kısıtlanır. Eğer özgürlük başkasının özgürlük alanını ihlal edecek şekilde yorumlanırsa o zaman da güvenlik sarsılır. Adeta bıçak sırtında yürürcesine özgürlük ve güvenlik dengesini muhafaza etmek, teraziyi tam dengede tutmak zorundayız. Bakın hiçbir zaman en mükemmel seviyede, en ideal noktada olduğumuzu iddia etmedik. Eğer böyle bir iddia içinde olursak bu zaten bizi ciddi bir yanılgıya sevk eder. Ancak özellikle Batılı dostlarımızın şunu bilmesini isterim; Türkiye bütün bu kararlı reformlarını zor bir coğrafyada, yoğun terör saldırılarına ve içeride değişime karşı yoğun dirence rağmen gerçekleştiren bir ülkedir. Farklı dil ve lehçeler üzerindeki kısıtlamaları kaldırırken, karşılaştığımız direnci herkes gördü ve yaşadı. Irkçı siyasete karşı mücadele verdik. Statüko partilerine karşı mücadele verdik. Korkulara karşı, önyargılara karşı mücadele verdik. Bütün bunlara ek olarak özgürlüklerin genişlemesinden rahatsız olan terör örgütüne ve onun uzantısı olan siyasi partiye karşı mücadele verdik. Bu kadar dirence rağmen vazgeçmeden, yılmadan, kararlılıktan taviz vermeden reformlarımızı yaptık."

"Türkiye söz konusu olduğunda çifte standart devreye giriyor"

Önceki haftada Doğu ve Güneydoğu illeri ile büyük şehirlerde yaşanan olaylara değinen Erdoğan, bazı siyasi partilerin, taraftarlarını Suriye'deki Ayn el Arap'taki (Kobani) terör saldırılarına karşı sokağa çağırdıklarını anımsattı.

"Basın açıklaması yapmak, gösteri yapmak, protesto etmek, fikirlerini özgürce ifade etmek elbette demokratik haktır" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ama ne oldu? Birkaç gün içinde 42 insan gösterilerde hayatını kaybetti. Üstelik hayatını kaybedenler, bizzat göstericilerin insanlık dışı saldırıları neticesinde katledildiler. Binlerce işyeri yakıldı, yıkıldı, yağmalandı. Kamuya ve sivillere ait yüzlerce araç kullanılamaz hale geldi. Kamuya ve sivillere ait onlarca bina yakıldı, kullanılamaz hale getirildi. Daha da ileriye gidildi. Bingöl'de 2 polisimiz şehit edildi, onlarca polisimiz olaylarda yaralandı. Şimdi biz bunlara demokratik hak mı diyeceğiz? Bu vandallığa, bu şiddete gösteri hakkı, protesto hakkı, ifade özgürlüğü mü diyeceğiz? Dünyanın neresinde böyle bir hak, böyle bir özgürlük var? Ben Batı'yı bilen birisiyim. Batı'nın neresinde ne olduğunu, güvenlik güçlerinin orada nasıl bir güç kullanımı içerisinde olduğunu gayet iyi bilen birisiyim. Orada bunlar normal karşılanırken, benim ülkemde bu noktada güvenlik güçlerim bir adım attığı zaman bunun değerlendirmesini yapanlar adil davranmalıdır diye düşünüyorum."

Erdoğan, "Bizi kıyasıya eleştiren o uluslararası medyaya, o Batılı siyasetçilere soruyorum; kendi ülkelerinde böyle bir vandallığa, böyle bir yağmacılığa, insan hayatına kasteden bu türden şiddete demokratik hak diyebilirler mi? Özgürlük diyebilirler mi? Türkiye söz konusu olduğunda çok bariz bir çifte standardın devreye girdiğini görüyoruz" diye konuştu.

"Biz neşterden yana mıyız, yoksa katilin elindeki bıçaktan yana mıyız?"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kısa bir süre önce Eylül ayında BM Genel Kurulu'nda bulunduğunu ve bölgedeki son gelişmeler sebebiyle BM Güvenlik Konseyi'nde özel bir toplantı gerçekleştirildiğini anımsattı.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Başkan Obama'nın riyasetinde olan bu toplantıda, özellikle IŞİD denilen bu terör örgütünün, son dönemlerde attığı adımların değerlendirmesi yapılırken, orada interneti, bunun yanında Twitter'i çok iyi kullandığı gündeme geldi ve buna karşı bazı tedbirlerin alınmasının gereği gündeme geldi. Şimdi sosyal medyada, özellikle gerek internet, gerek Twitter, gerek Facebook, bütün bunlar değerlendirilirken, bunu tek taraflı görmek ciddi yanlış olur. Bunu ele iyi almak lazım. Ben bunu her zaman şuna benzetirim; bir katilin elinde bıçak var, bir de doktorun elinde neşter var. Doktorun elindeki neşter hayat kurtarır, ama katilin elindeki bıçak insan hayatına kasteder ve öldürür. Şimdi bunu birbirinden ayırmamız lazım. Biz neşterden yana mıyız, yoksa katilin elindeki bıçaktan yana mıyız? Eğer bunu iyi ayırt edemezsek, tefrik edemezsek bunun bedelini işte aynen IŞİD'in elindeki bıçaklar gibi görürüz veyahut da şu son dönemde 42 vatandaşımızın ki biraz sonra değineceğim örnekler bu noktada çok önemli, aynen onların elindeki bıçaklar gibi görürüz. Dolayısıyla bütün bunların yüzlerce, binlerce örneği var."

Erdoğan, "Mesela Twitter'dan tehdit mesajları yayınlayanların, bombalı saldırı şakası yapanların, başka ülkelerde nasıl sınır dışı edildiklerini, kimi hesapların nasıl kapandığını hepimiz biliyoruz. Bunları görmemiz lazım. Ama Türkiye'de adres vererek, 'Şu bakanın ev adresi şudur. Gidelim basalım' diyerek tehditler yapılınca, buna karşı tedbirler alınınca bu hem içeride hem dışarıda örgütlü bir karalama kampanyasına dönüşebiliyor" dedi.

"İsrail'in Gazze saldırılarında katlettiği 16 gazeteci hiç gündeme gelmiyor"

"Bir süredir içeride maalesef bazı siyasiler, hem de üst düzeyde, ne yazık ki dışarıda bir kısım uluslararası medya, 'Türkiye'de basın özgürlüğü yok' diyerek, Türkiye'yi tüm dünyada acımasızca eleştiriyorlar" değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, "Türkiye, gazetecilik faaliyeti dışında cinayetten, terörden, hırsızlıktan mahkum olanlar nedeniyle sınırsızca eleştirilirken, İsrail'in Gazze saldırıları sırasında katlettiği 16 gazeteci bakıyorsunuz hiç gündeme gelmiyor. Hiç duydunuz mu? Ben duymadım. Okumadım" diye konuştu.

Erdoğan, "Gazze saldırıları sırasında mahalle baskısına maruz kalan, sürülen, işinden atılan gazeteciler hiç gündem yapılmıyor. Kusura bakmayın" dedi.

"Bu vahşice katledilenler, insan değil mi?"

Gezi olaylarına da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Geçen yıl Gezi olayları sırasında yaralanan ve sonrasında maalesef hayatını kaybeden bir çocuğun üzülerek ifade ediyorum, ölü bedeni üzerinden her türlü aşağılık saldırıya maruz kaldık. Bir çocuğun talihsiz ölümünü reklam aracı yapacak kadar, muhalefet aracı yapacak kadar, istismar vasıtası yapacak kadar alçaldılar. Günlerce manşetlerle, sokak olaylarıyla, içeriden ve dışarıdan kampanyalarla bize, akla, vicdana, edebe sığmayacak saldırılar yaptılar. Ta okyanus ötesinden ölen çocuğun mezhebine de vurgu yaparak, timsah gözyaşlarıyla taziyeler yayınladılar. Ancak bu gösteriler sırasında ateşli silahla kasten öldürülen Burak hiç kimsenin dikkatini çekmedi, hiç kimsenin vicdanına dokunmadı. Daha önceki hafta Diyarbakır'da vahşice öldürülen 3 genç o malum çevrelerin ilgi alanlarına hiç girmedi.''

Kurban Bayramı'nda yoksullara yardım dağıtma peşinde olan 16-26 yaşları arasındaki gençlerin tam anlamıyla vahşice katledildiğini belirten Erdoğan, önce silahlarla, bıçaklarla saldırıya uğradıklarını, sığındıkları binanın üçüncü katında işkence gördüklerini, üçüncü kattan aşağı atıldıklarını söyledi.

Bunlardan birinin üzerinden arabayla geçildiğini, diğerinin başının taşlarla ezildiğini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bu vahşice katledilenler, insan değil mi? Bunlar çocuk değil mi? Genç değil mi? İstanbul'da talihsizce ölen çocuk için sahte, yalan ifadelerle 'ekmek almaya gidiyordu', halbuki hiç alakası yok. Maalesef terör örgütünün maşası olmuş durumdaydı. Bu tür hikayeler tasarladılar. O reklamcılar şimdi nerede? Sokaklara çıkan, gösteriler yapan, o sözüm ona vicdan sahipleri nerede? Günlerce manşetlerinden sahte vicdan gösterileri yapanlar, hani neredeler? O çocuğu siyasi bir istismar aracı yapanlar neredeler? Okyanus ötelerinden taziyeler yayınlayan, timsah gözyaşları döken, burada sokak olaylarına benzin dökmeye çalışanlar neredeler?"

Erdoğan, Suriye'de kimyasal, konvansiyonel silahlarla, varil bombalarıyla 300 bin insanın katledildiğini söyledi.

Bu katliama sessiz kalanları eleştiren Erdoğan, "Suriye'de 300 bin insanın katledilmesine susacaksın, hatta bu insanlık dışı katliama destek vereceksin, ondan sonra 'Kobani' deyip, sağı solu yakacaksın, cinayet işleyeceksin. Kobani için bu kadar dertlisin de Kobani'nin dışındaki şehirler için niçin senin en ufak bir derdin yok. Kaldı ki Kobani'de şu an kimse yok. Kobani'de olanların hepsini aldık, ev sahipliği yapıyoruz. 200 bin Kobanili Kürt şu anda bizim ülkemizde" diye konuştu.

ABD'nin bölgede yaptığı son hava operasyonlarının aslında oradaki Kürtlerle değil, tamamen IŞİD'in oradaki kuşatmalarıyla alakalı olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Kobani eğer stratejikse bizim için stratejik. Amerika için stratejik değil. Dolayısıyla bizim burada alacağımız tedbirler önem arz ediyor. Bunun üzerinde hassasiyetle durmamız lazım. Fakat 300 bin insan Suriye'de öldü. Burada bir tavır var mı, yok. Kimyasal silahlarla ölen insanların sayısı bin 500, bin 600 ama konvansiyonel silahlarla ölenlerin sayısı 300 bin. Siz konvansiyonel silahlarla ölenleri göz ardı ediyorsunuz, bin 500, bin 600, kimyasal silahla ölenleri gündeminize alıyorsunuz. Bunun ne mantıkla ne hukuk mantığıyla ne vicdanla alakası olamaz. Benim için neticesi ölüm olan her şey suçtur. Bunu değerlendirmemiz lazım. Orada ister kimyasal silah kullanılsın, ister konvansiyonel silah kullanılsın. İnsan öldü mü, öldü. Bunun bedeli olmalıdır. Bunların hiçbir özgürlük değildir. Bunlar, demokratik hak da değildir. Ne bu çifte standarda ne bu şımarıklığa ne de bu şiddete kim ne derse desin boyun eğmeyiz."

"O malum koro, yine algı operasyonu peşinde"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda TBMM'de yeni güvenlik tedbirlerinin yasalaştırılması çalışmalarının devam ettiğini hatırlatarak, "Bakıyorsunuz içeride, dışarıda o malum koro, yine algı operasyonu peşinde" dedi.

ABD'de ve AB ülkelerinde bu tür olaylar karşısında ne tür güvenlik tedbirleri alınıyorsa kendilerinin de aynısını aldığını anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Yüzüne maske takıp, eline molotof alıp sivillere saldıran, sivillerin başını taşla ezerek katleden bir anlayış dünyanın hiçbir yerinde, özgürlük, demokratik hak kavramının arkasına saklanamaz. Şu uluslararası gazete bunu yazmış, şu uluslararası örgüt bunu söylemiş. Bu çifte standarda biz boyun eğmeyiz.

Burada da açık açık ifade ediyorum. Ülke olarak her türlü yapıcı eleştiriye, tavsiyeye, dostça uyarıya açığız. Ancak çifte standartla tamamen haksız şekilde Türkiye'nin iç ve dış politikasını şekillendirmeye yönelik karanlık operasyonlara 'eyvallah' demedik, bundan sonra da demeyiz. Devlet eğer, sokaktaki, evdeki, otobüsteki vatandaşının can güvenliğini temin edemiyorsa, özel ve kamu mülkünü koruyamıyorsa, o ülkede özgürlük de demokrasi de olmaz. Hem güvenliği temin edeceğiz hem de bu sayede özgürlükleri, demokratik standartları daha ileri seviyelere taşıyacağız.

Türkiye'nin 90'lı yıllara dönmesine, güvenlikçi politikaların öne çıkmasına da asla müsaade etmeyiz, etmeyeceğiz. Polisimize, askerimize bireyin hakkını ihlal edecek yetkiler, şüphesiz ki vermeyiz. Verilen yetkileri aşmasına, kötüye kullanmasına da asla göz yummayız. İşte Kamu Denetçiliği de zaten bunun için var. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı da bunun için var."

Kamu Denetçiliği Kurumunun, güvenlik - özgürlük dengesini en hassa şekilde gözeterek, bireyin hak ve özgürlüklerini savunacağına yürekten inandığını dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

"Sosyal medyanın özgürlüğü savunulduğu kadar, sosyal medyada hakları ihlal edilen mağdurların da özgürlüğü savunulmazsa oradan özgürlük değil, hak ihlali doğar. Protesto yapanın özgürlüğü kadar, evladı vahşice katledilen annenin hakkı savunulmazsa oradan adaletsizlik doğar. Gösteri yapanın hakkı kadar esnafın hakkı savunulmazsa oradan da kaos, karmaşa doğar. Biz kimin ne dediğinden çok tarihimizin, medeniyetimizin, Anayasa ve yasaların, en önemlisi de vicdanlarımızın ne dediğine bakacak, geleceğe de bu şekilde ilerleyeceğiz."

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Kocaeli Haberleri Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız